Sevdiğin bir varlığın hatlarını hayalinde canlandırmaya çalıştığında geçmişten o kadar çok anı belirir ki, bu anıları, gözyaşları arasındaymış gibi bulanık görürsün.
Jane Eyre gibi bir başyapıtın tohumlarının atıldığı izlenimini veren bu ilk yapıtta yazar, kadın-erkek ilişkileri konusundaki felsefesini dürüstlükle açıklarken, kadınların iş ve eğitim hayatında önemli bir yere sahip olması gerektiğini de belirtiyor. Roman boyunca ustalıkla serpiştirilen bu incelikli fikirler, Bronte gibi kadın yazarların (Jane Austen, Emily Bronte vb.) ortaklaşa kaleme almışçasına hissi veren bir okuma deneyimi sunuyor. Tabii bu deneyimin oluşmasında asıl kilit nokta, karakterleri tanıyıp anlamakta yatıyor.
William Crimsworth’un erdeme ve kendi ahlaki pusulasına olan bağlılığını roman boyunca hissetmek, hikâyeye derin bir güven veriyor. O, çıkar ilişkilerine, yapaylığa teslim olmayan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Bu süreçte kimi gerçeklerle acımasızca yüzleşmesini sağlayan; maddi sorunlarında elini değdirmeden yardımcı olmaya çalışan, roman boyunca ayrı bir keyifli deneyim yaşatan Hundsen ile tanışıyor. Başta hafif feminen tavırları ve flörtöz havası yüzünden kafa karıştıran Hundsen, oldukça dominant, karşısındaki insanı ezip geçmekten çekinmeyen bir özgüvene sahip olarak resmediliyor ki onu, kanaatimce romanın en çekici karakteriydi, çekici kılan şey tam da bu kendine özgü katılığı ve mesafeli sıcaklığı oluyor.
Hundsen'ın romanın kimi yerlerinde William’a yol gösterici bir tutuma sahip oluşu dikkat çekici yönlerinden birini oluşturuyor. Fakat bunu Tanrı rızasıyla ya da buna benzer bir vicdani amaç güderek değil az önce belirtildiği gibi soylu bir sınıftan gelme anlayışıyla yapıyor. Bir yol gösterici olmaktan çok, kendisine ihtiyaç duyulmasını arzulayan ve bunu duymak isteyen bir adamın duygularıyla hareket ediyor. Bir teşekkürü önemseme sebebi adabımuaşeretten çok evvelden beri bunu hak ettiği anlayışından geliyor. Hayatı boyunca
ProfesörCharlotte Brontë · İş Bankası Kültür Yayınları · 2020980 okunma