Puan vermedi·176 syf.·
2026 12. kitabı
Eserde giyim ve tesettür konusu ele alınırken yalnızca şer'î ölçülerle yetinilmemiş, meselenin takva boyutuna da dikkat çekilerek okuyucuya önemli ölçüler sunulmuş. Naçizane kanaatimce, Müslüman bir hanımın tesettürü mümkün mertebe takva hassasiyetiyle şekillenmelidir. Zira hanımların fıtratında bulunan örtünme duygusu, örtündükçe daha da örtünme hissine ve kişiyi hayâya yönelten bir hususiyet taşımaktadır. Tesettür denildiğinde çoğu zaman yalnızca hanımlar akla gelse de, erkeklerin giyim ve kuşamındaki şer'î ölçüler de eser içerisinde ele alınmıştır. Bu yönüyle kitabın, eşler ve erkek kardeşler tarafından da okunmasının faydalı olacağını düşünüyorum. Eserde yalnızca tesettür meselesi değil; haremlik-selamlık, yüzük kullanımı, kuru temizleme, kolonya gibi alkollü içerikli kokular, kozmetik ürünler, saç boyası, kaş aldırma ve dövme gibi günlük hayatta sıkça karşılaşılan birçok konu da açıklanmıştır. Günlük yaşamda karşılaşılan pek çok meseleye İslâmî ölçüler çerçevesinde yaklaşan bu eser, hem hanımların hem de erkeklerin istifade edebileceği kıymetli bir kaynak niteliğindedir. Okurken birçok konuda yeniden tefekkür etme imkânı bulduğumu da ifade etmek isterim.
1000Kitap
İslam'da Giyim ve TesettürHüsamettin Vanlıoğlu · Çelebi Yayınları · 202628 okunma
Puan vermedi·218 syf.·
2026 26. kitabı
Friedrich Hölderlin’in 1797-1799 yılları arasında kaleme aldığı bu mektup romanı okurken aklınızda tutmanız gereken tek bir bilgi var: Yazar, otuz yaşında aklını yitirdi ve geri kalan otuz altı yılını Tübingen’de bir kulede, başkalarının verdiği isimleri reddederek, “Scardanelli” diye imzaladığı şiirler yazarak geçirdi. Hyperion, bu çöküşten önce yazılmış son sağlam eserdir. Yani bir bakıma, bir adamın aklının raydan çıkmadan önceki son nefesidir; ve bu nefes, Alman edebiyatının en lirik metinlerinden birini üretmiştir. Hikâye basittir; ama hikâye zaten asıl mesele değildir. Genç bir Yunan olan Hyperion, dostu Bellarmin’e mektuplar yazar; bu mektuplarda Osmanlı’ya karşı verilen 1770 Mora İsyanı’na katılışını, sevdiği kadın Diotima’yı, savaşın hayal kırıklığını, Diotima’nın ölümünü ve ardından dönüştüğü mahzun bilgeliği anlatır. Roman boyunca üç çatışma iç içe geçer: Antik Yunan’ın yüceliği ile modern çürümüşlük arasında, aşk ile yalnızlık arasında, doğanın bütünlüğü ile insanın parçalanmışlığı arasında. Hölderlin’in iddiası şudur: Modern insan kendinden, doğadan ve bütünden koparılmıştır. Çağdaş Avrupa’da gördüğü tek şey; hesap kitap, makine ve ruhsuz disiplindir. Antik Yunan’a duyduğu özlem ise nostalji değil, eleştiridir; geçmişi yüceltirken aslında bugünü teşhir eder. Romandaki Almanları anlattığı meşhur bölüm — “Almanlar arasında zanaatkâr görürsün, ama insan göremezsin.” — bu coğrafyada yaşayan herkesin tanıdığı bir tabloyu çağırır: Meslek var, kariyer var, unvan var; insan eksiktir. Hölderlin’in sanayi devriminin daha bebeklik döneminde gördüğünü, biz iki yüz yıl sonra hâlâ tartışıyoruz. Diotima karakteri ise romanın hem en büyülü hem de en kırılgan tarafıdır. Hölderlin’in gerçek hayattaki aşkı Susette Gontard’ın romandaki suretidir; bu yüzden Diotima, bir
Hyperion ya da Yunanistan'da Bir YalnızFriedrich Hölderlin · Adam Yayınları · 1987429 okunma
Reklam
10/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 23:17
Beğendim ve emeği geçen herkese çok teşekkür ederim, ellerinize emeğinize sağlık olsun. Da keşke kimlerin kaleminden çıktığını da bilseydik. Böyle kolektif yazıp geçmek oldu mu? Bence hayır olmadı. Tamamen tahmin ediyorum sayfalardaki satırlara dolayısıyla kendimize daha çok odaklanalım diye bunu tercih ettiniz artı devamında bir şeylerin ne bileyim en basit soruların gelmemesi için mi? Kitapta ayrı ayrı bölümlerde önce kısa mektubu andıran kişisel hikayeler var akabinde ise onunla ilgili daha çok profesyonel görüşü andıran açıklama geliyor. Evet kendimizden çevremizden çok tanıdık satırlarla hikayelerle karşılaşıyoruz ve belki şahsen kendimize azıcık uzaktan bakar hissine de kapılabiliyoruz. Bilmediğim bir şey çıktı mı derseniz yok, sanki hep bildiklerimin üstünden geçtim gibi oldu. Bu daha çok yaşla alakalı yalnız, birçok okur için bunun değişken olacağını söyleyebilirim. Bir yerde insan ruhuna ayna tutar gibi. Neleri yanlış yapıyoruz, neden öyle davranıyoruz gibi gibi. Ve en en çok hoşuma giden kısımları var her bölümün son satırları acayip hoşuma gitti sırf onları okumak için alın derim. Sebebine gelince azıcık hoş söze, teselliye ihtiyacım olduğunda tekrar açıp bu satırları okuyacağım. Neden mi? Böyle durumlarda her zaman da diyebilirim de neyse az kibar olayım çoğunlukla çevremdeki insanlar bana teselli veremiyor. Çok defa içimden 'yahu zor anımdayım ve sana bunu açık ettim iki çift güzel söz ya da teselli bu kadar mı zor' derken buluyorum kendimi. Akabinde de ne bekliyorsun ki deyip bir sonraki zor anımı mümkün mertebe belli etmemeye karar veriyorum. Velhasıl kendi kendime teselli ihtiyacı hissettiğim an bu kitap elimde olacaktır net. Okumak isteyenlere kesinlikle düşünmeyin okuyun derim. Ve şimdiden keyifli okumalar dilerim.
Şimdi Değilse Ne Zaman?Kolektif · Destek Yayınları · 20263 okunma
Zekanın Yükselişi ve Duyguların Sınavı
Puan vermedi·325 syf.·
2026 21. kitabı
Bir dünya düşünün. İçinde ağaçlar, kuşlar, denizler, dağlar ve sayısız canlı türü olsun. Aslında bugün yaşadığımız dünyadan pek farklı olmasın. Fakat tek bir şey eksik olsun: bilinç sahibi insan. Böyle bir dünya benim için boş bir dünyadır. Hatta bir bakıma hiçliktir. Çünkü güzelliği fark edecek, onu anlamlandıracak, yorumlayacak ve ona değer yükleyecek bir varlık yoktur. İnsan, dünyaya yalnızca bakan değil; onu anlayan, hisseden ve anlam veren canlıdır. Bu yüzden uzun yıllar boyunca akıl ve bilinci bir canlının ulaşabileceği en yüksek mertebe olarak düşündüm. Fakat Algernon'a Çiçekler bu düşüncemi yeniden sorgulamama neden oldu. Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar adlı eserini okuduğumda, "Bayanlar ve baylar, bilinçli olmak bir hastalıktır." cümlesi zihnime kazınmıştı. Arthur Schopenhauer ise zeki insanların sosyalleşme konusunda yaşayacağı risklerden ve tehlikelerden bahseder. Birisi farkındalığın yükünü anlatır, diğeri ise zekanın bedelini. Charlie'nin hikayesi ise sanki bu iki düşüncenin edebiyattaki karşılığı gibidir. Zekası arttıkça çevresindeki insanları daha iyi anlamaya başlar. Daha önce fark etmediği alayları, küçümsemeleri ve kırgınlıkları görür. Farkında oldukça acıları da büyür. Çünkü insan bazen bilmedikleriyle değil, öğrendikleriyle yaralanır. Charlie'nin yaşadığı dönüşüm bana şunu düşündürdü: Akıl tek başına insanı mutlu etmeye yetmiyor. İnsan sadece düşünen bir varlık değil; aynı zamanda hisseden, bağ kuran ve anlam arayan bir varlık. Zeka gelişebilir, bilgi artabilir; fakat sevme, sevilme, ait olma ve anlaşılma ihtiyacı aynı kalıyor. Ve galiba Algernon'a Çiçekler'in bende bıraktığı en güçlü izlenim şu oldu: İnsan yalnızca aklıyla büyümüyor; duygularıyla da büyüyor. Akıl olmadan hayat eksik kalabilir ama duygu olmadan da hayatın anlamı eksik kalıyor. Kitabın
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,6bin okunma
Falih Rıfkı Atay - Zeytindağı
Puan vermedi·192 syf.··
2026 2. kitabı
Çankaya gibi bu eser de anektotlar şeklinde kaleme alınmıştır. Zeytindağı Kudüs'te bulunmaktadır. Yazar 1. Dünya Savaşı'nda yedek subay olup Cemal Paşa'nın emir subaylığını yapmıştır. Eseri okurken bende oluşan izlenim sürekli boşa kürek çekmiş bir milleti hissetmekti. Alâkamız olmayan, madden bir katkı alamadığımız topraklar için başka milletlerin meselelerinin ortalarında kalmış; maddî, manevî ve beşerî kayıp vermiş; Karşılığında yine kin ve ihanet almışız desek yeridir. Aslında Cemal Paşa'nın ne kadar önemli bir adam olduğunu da eserden kavradım diyebilirim. Zamanının ötesinde bilgili ve yetkili, tam bir vatanseverdir. Şatafatı sever ama yolsuzluk yapmaz, devlet malına dokunmaz. Filistin ve Suriye'de görevlendirildiğinde oraların hem iskânı hem güvenliği için profesyonelce uğraşmış hâttâ oralar kaybedildiğinde Anadolu'ya bakarak bu hizmetleri bu topraklarda yapmış olmayı dilemiştir. İstifası da Kudüs'ün düşmesi sonrasında olmuştur. Atay da Enver yerine Cemal Harbiye Nazırı olsa 1. Dünya Savaşı'na dahi girmeyeceğimizi "Keşke" diyerek anlatır. Ancak İttihat ve Terakki'nin yaptım olduculuğunun ikisinde de olduğunu aktarır. Cemal Paşa "Yok kanun, yap kanun." Enver paşa "Yaparım olur, bozarım olmaz " diyerek aslında bir arkadaşımın "İttihat ve Terakki günümüzün akp'sidir." sözünü de desteklemiştir. Daha önce Twitter'da denk geldiğim Hicaz'a yapmak yerine Doğu vilayetlerine tren yolu yapmayı öneren düşüncenin Talat Paşa tarafından düşünüldüğü ancak buna Ruslardan izin almadan girişilemeyeceğini eserde bir anekdotla aktarır. Yine güzel bir nokta, yazar gençliğinde hayalindeki Türk devleti için Enver'in de ortadan kalkması gerektiğini düşünmektedir. Ona göre Almanya savaşı kazansa bile Enver'le birlikte Orta Çağ İslamiyet zihniyeti olanca yeşilliğiyle devam edecektir (tam
ZeytindağıFalih Rıfkı Atay · Pozitif Yayınları · 201114,8bin okunma
10/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2023 20. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 31 Aralık 2023 20:08
Epiktetos'un felsefesinde sürekli ulaşılmak istenen mertebe zaten tamamen arzudan arınmaktır. Hiçbir şey istemeyen insan özgürdür, huzurludur. Amaç arzuladığın şeye kavuşmak değil, hiçbir şey arzulamamak olmalıdır. Kendine sevdiğin kişinin ölümlü olduğunu, sevdiğin şeylerin sana ait olmadığını, sana birer hediye olarak verildiklerini, sonsuza kadar senin olmayacaklarını hatırlat. Üzüm ya da incir bile sadece mevsiminde toplanır."
Kendisinin Efendisi Olmayan Hiç Kimse Özgür DeğildirEpiktetos · Destek Yayınları · 20226,3bin okunma
Reklam
Reklam