Adı bilinmeyen bir ülkenin , adı bilinmeyen bir şehrinde , adı bilinmeyen bir caddesinde , adı bilinmeyen bir adamın arabasının içinde kırmızı ışıkta kör olmasıyla başlar her şey. Aslında "beyaz körlük" diye adlandırılan salgın insanların iç dünyasında çok öncesinden beri vardır. İlk kör diye adlandırılan bu adamın temasta bulunduğu, gözlerinin içine baktığı herkes teker teker kör olmaya başlar. Yavaş yavaş bütün ülkede sokaklarda , caddelerde tek bir ses gelmeye başlar " kör oldum " .
Hükümet başlarda salgını önlemek için ilk körleri karantinaya alıp onları yok etme amacıyla bir akıl hastanesinin binasına kapatır. Bir nevi ölümleri beklenir orada. Özgürlükleri elinden alınan insanlar bu da yetmezmiş gibi aç ve susuz kalırlar. Yavaş yavaş insani özelliklerini kaybederler , "özlerine" dönerler. Hırsızlığın , diğer insanların verilen az buçuk yemeğine el koyup onları kullanma , namussuzluk başını alıp gitmiştir. İnsanların doğasında olan egemen olma isteği karantinaya alınan körler arasında büyük sorunlara, cesetlere yol açmıştır. Ama bunların içinde bütün herkes yavaş yavaş beyaz sonsuzluğa giderken ışıkta kalmayı başarabilen bir kadın vardır, Doktorun karısı.
Herkese yardım etmeye çalışan ve tek görebilen kişi. Ama iki göz bir dünyayı nasıl aydınlatabilsin ki ? Sevdiklerine yardım edip bu beyaz boşluktan beraber çıkmaya çalışan bir grup insan.. Karantinadan kurtulup, hayatta kalmaya çalışan insanlar için hayat artık daha zordur. Artık askerler yemek getiremeyecektir ve artık kendileri vahşi doğada avlanır gibi yemek bulmak, hayatta kalmak zorunda kalacaktırlar. Pisliğin , kirin , mikropların kol gezdiği bir yerde yaşamak kolay olmayacaktır.
“Bence körleşmiyoruz. Hepimiz körüz. Körüz ama bakıyoruz. Bakabilen ama görmeyen kör insanlar.” Aslında bütün her şeyi özetleyen