Bir kitabın daha sonuna geldim. Aşık Kadınlar feminist bir kitap ama anlatım olarak çok değişik bir tarz seçilmiş. Yazar anlattığı kadınların önemsiz hikayelerine karşılık kitabında hiç büyük harf kullanmamış.
Kitap iki kadın karakter ekseninde şekilleniyor: Brigitte ve Paula. Ama bir yandan Susi'nin de hikayesini okuyoruz; yani aslında üç kadın karakter. Susi ne kadar okuyan, şehirli, diğerlerinden farklı bir karakter gibi görünse de neticede kadındır ve tabi ki kaderi aynı yere çıkacaktır. Brigitte şehirde yaşayan, fabrika işçisi bir kadın iken Paula köyde yetişmiş ve terzilik öğrenmek isteyen on beş yaşında bir kızdır. İkisinin de hedefi aynı, geçtikleri yollar zaman zaman aynı zaman zaman farklıdır.
"kaderi olan biri varsa o bir erkektir. kendisine kader tayin edilen biri varsa o bir kadındır."
(syf 13, İthaki Yayınları, 2. Baskı, Haziran 2021)
Yazar öyle bir dil kullanır ki karakterlerle empati kuramayız, yazar da kurmamızı istemez zaten. Yazar soğuktur, karakterlerle kendi arasına ve bizim aramıza bir mesafe koyar. Karakterlerle yer yer alay eder yer yer de küçümser onları. Kadınlar da kitap boyunca birbirlerini küçümser, birbirlerine tahammül edemez ve birbirlerinden nefret ederler. Evli kadınlar henüz evlenmemiş kadınlara küçümseyici bakar, bekar olanlar evli kadınlar kendi hayatlarını (!) inşaa ettikleri için evlilerden nefret eder. Kimsenin birbirine tahammülü yoktur. Evlilik ev, para, sosyal statü için hayal edilir; kitabın ismine tezat olarak aşk veya aşık biri yoktur. Kadınların bir hayatı da yoktur; erkeklerin hayatını ve geleceklerini kendilerinin görürler. Ancak bir erkekle tamamlanacakları hissiyatındadırlar; çünkü yaşadıkları toplum bunu öğretmiştir.
"brigitte, heinz'in tüm dünyası olduğunu söyler. o yüzden brigitte'nin dünyası küçüktür." (syf