İnsanlardaki Çürüme’nin dışarıdan görülebilecek ilk güçlü belirtisi, mevzilenip aylaklık etme, akıl alır bir neden olmaksızın sokak başlarında bulunma, kime rastlansa neresi olursa gitme, belli birinde değil de bir sürü yerde olma, elle tutulur hiçbir şey yapmama, ancak yarın ya da öbür gün ne idüğü belirsiz bir alay vazifeyi ifa etme niyetine sahip olma eğilimidir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ne çok istek. Ne çok özlem. Ve ne çok acı, yüzeye ne kadar yakın, yalnızca birkaç dakika derinde. Yazgı acısı. Varoluş acısı. Hep orada olan, yaşam zarının hemen altında sürekli uğuldayan acı.
Islık çalmalıyım.
Türkü söylemeliyim
Yol boyunca,
Keyfimden ya hüznümden.
Geçmiş günleri hatırlamalıyım,
Dalıp dalıp akarsuya,
Hayaller kurmalıyım,
Güzel geleceğe dair.
Yanımdan geçenler olmalı,
Selâm almalıyım;
Robenson'u düşünmeliyim,
Garipliğini:
Şükretmeliyim
İnsanlar arasında olduğuma.
Nedir ki eninde sonunda ölüm?
Ayrı düşmek değil mi aşinalardan?
Kapımı çalıp durma ölüm,
Açmam;
Ben ölecek adam değilim.
İnsanın yaşamında bir an gelir ve sanırım bu, yazgısal bir andır; kaçamazsınız. O anda her şeyden kuşkulanırsınız: evlilik, dostluk, arkadaşlık… Bu kuşku kendi etrafında büyümeye başlar. Bu kuşku yalnızlıktır; yalnızlığın kuşkusudur. Yalnızlıktan doğan bir kuşkudan söz ediyorum. Çoğu kimse bu söylediğime katlanamaz, sanırım hemen kaçmaya çalışır oradan. İşte bundan dolayı herkes yazamaz: Kuşku yazmaktır.