Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Türk sinemasının ürünlerinin herhangi bir zamanda Batı için, şu ya da bu biçimde ilginç olabileceğine inanmıyorum.
Türk filmi ne Batı'nın ondan kendini bulabileceği kadar Batılı olabilir ne de Bat'ya özle bir cazibe oluşturacak oranda egzotik br görünüm kazanabilir. Batı pazarının talepleri açısından bizler ne "gereğince Batılı" ne de "yeterince Doğulu" bir ülkeyiz.
Türk kültürünün Batı karşısındaki bu konumu, Batı'nın etnosantrik durumu, Türk filminin Batı'da ilgi uyandırmasına her zaman engel.
Sinema anlatımı bizde hep Batı'dan hazır alınacak bir şey sanılmıştır. Batı'dan, Amerika'dan ya da Avrupa sinemasından hazır dil kalıpları aktarmaya çalışmışızdır. Hiç unutmam, 1968 yılında Sinematek Derneği'nin açılış gösterisine gitmiştim. Ünlü bir Fransız filmi gösteriliyordu. Tesadüfen yanına oturduğum yüksek tahsilli bir sinemasever hanım bana kaşını kaldırarak şöyle bir bakmış, "Ne o, yalnız mu geldin? Hani arkadaşların, öbür sinemacılar? Yoksa onlar öğrenmek istemiyorlar mı?" demişti. O günden bu yana düşünmüşümdür, bu "öğrenmek" sözü üstüne. Türk sinemasına, sinemayı ille de Batı'dan öğreneceği bir şey gözüyle bakan zihniyet üstüne... Çünkü yalnız çok bilmiş okurlarımız değil, sinemacılarımız da bu çok yaygın bakış açısına teslimiyet göstermişlerdir hep... Bugün Türkiye'de yazı yazan pek çok sinema eleştirmeninin görüşü budur. Yabancı sinema akımları karşısında pek çok meslektaşın gösterdiği edilgenliğin temeli de budur... Festivaller, basın, her şey kamuoyunu bu anlayışa yöneltmiş, bu konuda şartlandırmıştır. Sinema bizde, yabancı sinemalardan öğrenilecek bir şeydir.