Ataerkillikten çoğu zaman erkekler tarafından dayatılan bir sistem olarak bahsedilir. Ancak her gün yaşadığımız hakikat bundan çok daha karmaşıktır. Bu yük, sıklıkla kadınlar tarafından omuzlanır, korunur ve aktarılır:
Dünya zalim olduğu için kızları adına korkan anneler; erkek kardeşleri büyüyebilsin diye küçülmeyi öğrenen kız kardeşler; hayallerini özenle katlayıp evin kuytu köşelerine kaldıran eşler; sessizliği bir miras gibi devralan kız çocukları... Bu bir tercih değil; evlerimizin duygusal ve kültürel dokusunun yüzyıllar boyunca itaati ödüllendirip, "kendin olmayı” cezalandıracak şekilde örülmüş olmasının sonucudur.
Bu önsözle başlıyor yazar kitaba. Önsözü okuyunca kitabı büyük heyecanla okumaya başladım. Zira kitabı bitirince anladım ki önsöz kitabın özeti niteliğinde. Banu Mushtaq yüzyıllardır toplum tarafından kadınların çektiği sıkıntıları hikaye hikaye resmetmiş. Tüm hikayelerin Hindistanda geçmesi bir şeyi değiştirmiyor. Hikayedeki isimleri hangi toplumun isimleriyle değiştirirsen değiştir sırıtmayacağı kesin. Ne yazık ki hikayeler kurgu da olsa gerçek hayat hikayesi desen kimse kalkıp sorgulamaz.
Kalp Lambası genel anlamıyla güzel, heyhat bu kadar dram yormadı değil. Okudukça boğuldum, yoruldum, sıkıldım. Yer yer de kızdım. İslamın adı kullanılarak kadına yapılan eziyetlere kızdım, islamın tam anlaşılamamasına kızdım, müslümanım diyen insanların araştırmadan körü körüne inanışlarına kızdım, islamın kadına verdiği değerin yanlış anlaşılmasına kızdım, güzel dinimizin kötü insanların ellerinde cahil insanlara karşı kullanılmasına, okumadan araştırmadan körü körüne inanışlara kızdım.
Kitabın bende bıraktığı his öfke, kocaman bir öfke…
Cahiliye çağı yüzyılar da geçse gölgesini üzerimizde kara bulut gibi gezdiriyor.
Rabbim bizleri islam ahlakı ile ahlaklandırsın,
Kalp LambasıBanu Mushtaq · Budala Kitap · 2026948 okunma
Yalnızlık zor şey, yaşlılıkta öyle. Hele yaşlanınca yalnız kalmak hayal bile edemeyeceğimiz türden en zoru olsa gerek. İnsan zira kaç yaşında olursa olsun sesine ses nefesine nefes arıyor. Dinleyeni olsun, anlayanı olsun, bir nasılsın diyeni olsun diye umuyor. Ruhların Sonbaharı iki yaşlı insanın yaşamlarının sonbaharında ve yalnızlıklarının doruk noktasında birbirinin ruhuna iyi geldiği bir serüvene tanıklık ettiriyor bizi. Ufak çaplı sohbetleri zamanla iyi geliyor ruhlarına, her şeye rağmen yaşamayı hatırlıyorlar. İnsanın insana her halükarda muhtaç olduğunu bir kere daha hatırlatıyor yazar bu kitapla bizlere.
Şu şiir bu kitabın özeti gibi aslında;
Dudaklarımda parıltısı bakır bir tasın
Kulaklarım sucuların ayak sesinde
Varsın gene bir yudum su veren olmasın
Başucumda biri bana su yok desin de…
Ne demiştik;
Yalnızlık zor
Yaşlılıkta öyle
Herşey geçici iken
Yaşamak bu kadar güzel iken
Ve biz birbirimize bu denli muhtaç iken
Hayatı zindana çevirmek niye???
Hyunam-Dong Kitabevi, kitap okumayı seven her insanın hayalini kurduğu, sıcacık, huzurlu, kitap kokusu ve kahve kokusunun birbirine karıştığı bir kitap cenneti. Gelen her insanın merakla gelip huzurla tanışıp zamanla müdavimi olduğu ve her insanın zamanla kendi iç dünyasından bir şeyler kattığı bir dünya.
Kitabı okurken kitabevinde bir sandalyede oturup o dünyaya dahil oluveriyorsunuz birden. Raflardan bir kitap çekmişsiniz de çektiğiniz kitap şuan elinizde tuttuğunuz kitapmışçasına bir his kaplıyor içinizi. Ah! diyorsunuz, keşke benim mahallemde olsa böyle bir kitabevi, keşke hayatın keşmekeşliğine bir dur da ben diyebilsem. Gitsem bu kitabevine huzuru koklasam her satırda. Ah!!!
Kitabın tanıtım cümlesinde de dediği gibi, Hyunam-Dong Kitabevi huzuru ve güven duygusunu yakalamanızı sağlayacak, size kitapların iyileştirici gücünü hatırlatacak yürek ısıtan bir hikâye.
Gözlerindeki ışık ve yüzündeki nurla bembeyaz defterleri aşkla şiire boyayan, Erzurumun soğuk dağlarından kor gibi yürekle bu soğuk ve karanlık çağı şiirleriyle ısıtmak ve aydınlatmak için çıkagelmiş şair; çok yaşa ki çokça yazabilesin…
Kalbin ve kalemin dert görmesin… Nurullah Genç
…
Âşikâr olmuş meğer tende can, canda cânan
Bende yanan nûrudur, nûrumdur onda yanan
Şimdi doruklardayım, ne yoksulum, ne yetim
Şu incecik kalbimdir varlığına hüccetim
Vurgun, Ya Evde Yoksan, Tek Hece ve Git şiirleriyle tanınan ve birçok şiiri şarkıya çevrilmiş olan şair Cemal Safinin okuyucuyu kendine kitleyen basit anlatımıyla kafiyenin büyülü bir şekilde mısralara serpildiği tadına doyum olmayan şiir kitabı.
“Şükür Allahıma ki dertten şiir üretip
Halimi arz edecek vaziyetim var benim” dizeleriyle şiire ve şairliğe olan tutkusunu “Ah şu şairiğim olmaz olaydı” şiiriyle şairliğe olan isyanını aynı kitapta ince ince işleyerek her şiirde bizi o duygu serüvenine dahil eder usta şair. Bütün şiirleri alıntı yapacak kıymette. Alıntı yapmaya başlasam tüm kitabı alıntılamam gerekecekti, aralarından seçmeye çalışsam diğer şiirlerin boynu bükük kalacaktı.
İyi ki geçtin bu dünyadan Cemal Safi