“Sen ne yaparsan yap, istersen hiç bir şey yapma, gene de bir şeyler aktaracaksın. Sen kendini nadasa bıraksan bile zararlı otlar, dikenli çalılar yetişecek. Bir şeyler yetişecek.”
“Korkularımızın bir başkası da buydu: Yaşam’ın Edebiyat gibi çıkmayacağı korkusu. Ana babalarımıza bir bakın, Edebiyat’ın malzemesi miydi onlar? En iyi olasılıkla, gerçek, hakiki, önemli şeylerin olabileceği toplumsal bir arkaplanın parçası olarak, seyirci ve izleyici durumuna özlem duyabilirlerdi onlar.”
“O günlerde, yaşamlarımıza serbest bırakılmayı bekleyerek, bir çeşit kısıtlama bölmesi içinde tutulduğumuzu düşünüyorduk. Ve o bırakılma anı geldiğinde, yaşamlarımız -ve zamanın kendisi- hızlanacaktı. Yaşamlarımızın zaten başlamış olduğunu, bir avantajın çoktan kazanıldığını ve bir zarara da çoktan uğranıldığını nereden bilecektik? Aynı zamanda, serbest bırakılmamızın, sınırları önceden ayırt edilemeyen daha geniş bir kısıtlama bölmesinde olacağını.”