Aldous Huxley Cesur Yeni Dünya'yı 1931 yılında, komünizm ve faşizm Rusya'da ve İtalya'da iyice yerleşmişken, Nazizm Almanya'da yükselişe geçmişken, Japonya Çin'i fethetmeye atılırken ve Büyük Buhran tüm dünyayı tutsak etmişken kaleme almış. Ama Huxley tüm bu karanlık bulutların ötesini görüp hiçbir savaşın, kıtlığın ya da salgın hastalığın yaşanmadığı, aralıksız bir huzurun, bolluğun ve sağlığın hüküm sürdüğü bir dünya kurgulamayı başarmış. Bu dünya insanların dilediğince takıldığı bir tüketici dünyası; seks ve uyuşturucu gırla gidiyor ve en yüce değer mutluluk. Kitabın temelinde insanların biyokimyasal algoritmalar olduğu, bilimin insan algoritmasına hâkim olabileceği ve teknolojiyle bunun yönlendirilebileceği varsayımı yatıyor.
Bu cesur yeni dünyada Dünya Hükümeti, gelişmiş bir biyoteknoloji ve toplum mühendisliği kullanarak herkesin her daim memnun hissetmesini ve kimsenin başkaldırmak için bir nedeni olmamasını sağlıyor. Riley'nin beynindeki Neşe, Üzüntü ve diğer karakterlerin birer devlet ajanına dönüştürülmüş olması gibi bir durum sözkonusu. Dolayısıyla ne gizli polislere ne toplama kamplarına ne de Orwell'in Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'ündeki gibi Sevgi Bakanlığı'na ihtiyaç var. İşin aslı, Huxley'nin dehasını açığa çıkaran, insanların korku ve şiddettense sevgi ve zevk sayesinde çok daha sıkı kontrol edilebileceğini göstermesi.
İnsanlar Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'ü okuyunca Orwell'in kabus gibi bir dünyayı tasvir ettiğini net bir şekilde anlarlar ve sorulacak tek soru, "Böyle korkunç bir duruma gelmemek için ne yapabiliriz?" olur. Cesur Yeni Dünya'yı okumak çok daha rahatsız edici ve zorlayıcı bir deneyimdir çünkü bu dünya yi distopya kılan şeyin ne olduğunu tespit etmekte güçlük çekersiniz. Dünya huzurlu, işler yolunda ve herkes yaşadığı hayattan son derece