Dünyaya sataşmaktan dolayı belki de ölümüm erken olacak.
Bu kadar severken bu kadar nefret neden bu evrene? Bu güzelliğe nefretinden dolayı uzay mı cezanı verir tanrı mı? Neyse ne belki hep yalan dolan işimiz. Sevmediğin bir dünyayı nedir bu kadar gezme isteği?
Neye tutunmaya çalışıyoruz. Bir manzara yaşama umudu aşılar mı bize. Bir şelale, bir mağara, bir kayaç. Belki de bir düzen arıyoruz tanrıyı bulmak için.
Şundan eminim ama bu sorgulamanın sonu iyi bitmeyecek. Evrenle kavga ederken kara delik çekecek bizi sonsuzluğuna. Denize taş atarken girdap alacak bizi içine. Tanrıyı sorgularken sevdiklerimizle sınayacak belki bizi.
Bir dal lazım bize. Bir gaye.
Bir spor, bir müzik, bir resim. Bir beceri lazım belki de.
Bomboş dolandığımız dünyaya sataşırız tabiki de. Gezer dolaşırız seyyah gibi. Çıkmayız kiliseden, camiden.
Her şey boş işte . Her amaç sebepsiz.
Olmuyor. En yüksek tepeye çıksan da en dibe insen de olmuyor.
Karamsarlığım artık yoruyor bedenimi.
Mutlu olacağım diye gittiğim her yerden koşarak uzaklaşıyorum.
Galiba paylaşacağımızda anlamsızlığımızı anlayacak biri arıyoruz. Yok o da yok. Zaman geçtikçe daha da anlıyorum kafasına silah dayayan, boynuna ilmek geçirenleri. Korkutuyor geleceğim beni. Korkutuyor hiçliğim düşüncelerimi.
Yazdıklarımı karanlık bulanlara açamıyorum kalbimi. Kalemimi neden bıraktığımı neden uzaklaştığımı anlıyorum. Neden hep güldüğümü, maskemin dudaklarım olduğunu hissediyorum hep. Ben bile beni anlamıyorum.