Merve

Merve
@merviews
kendi mezar taşını yazan bir yerkürede, terbiyeli cesetler gibi davranacak kadar ağırbaşlı olalım.
Halef Osman
Selefi Ömer hiç kuşkusuz tahmin etmişti bunu. Pers sarayından ganimetler Medine’ye geldiği zaman Ömer herkesin beklediği gibi memnuniyetle gülümsememişti. Gelen altınlara, kabzaları mücevher kaplı kılıçlara, işlemeli ipek kumaşlara baktı, gözleri yaşardı ve “Ağlıyorum, çünkü zenginlik düşmanlığa ve ortak acılara neden olur, ” diye konuştu.
Reklam
Haşimiler Hz. Peygamber’i kendi klanlarından çıkardıkları için onurlandırılmıştı. Ama artık Hz. Peygamber olmadığına göre, liderlik onuru diğer Kureyş klanlarından birine verilmeliydi. Hz. Muhammet her zaman gücü yaymak, bir klanın diğerlerinden üstün olmasını önlemek istemişti. Bir başka Haşimi olan Ali’yi halef olarak seçmek, İslam liderliğini bir tür aile monarşisine dönüştürme gibi olacaktı ki, Hz. Muhammet bunu hiçbir zaman istememişti. Liderlik toprak sahipliği gibi babadan oğula miras olarak geçmemeliydi. Liderlik soyla değil, insan değerine göre verilmeliydi. Bu, her zaman Hz. Muhammet’in arzusu olmuştu. Bu nedenle bir halef seçmemişti. Halkın düşünüp kendisine yaraşır, doğru bir lider seçeceğinden emindi o.
Hürlük ve Mesullük
Fakat şimdiki halde, demokrasinin Don Quichotte’larından sakınmalıdır; kelimelerle her şeyin olup biteceğini zannetmemelidir. “Biz hürriyet istiyoruz” derken mesuliyetten kaçanlara, hürlüğü hudutsuz bir kudret, metafizik bir imkânlar sahası sananlara karşı, hürlük ve mesullüğün, bu iki zıt ve tamamlayıcı vasfın, ancak kişilikte birleştiğini ve kişilik terbiyesini kazanmadan, kelime halindeki idealler ve ideolojilerin suya yazılmış nakışlardan ibaret olduğunu söylemelidir.
Hürlük ve Mesullük
Fakat bu görüşteki akıl almaz taraf, daha ilk bakışta göze çarpıyor: Eğer Tanrı bütün fiillerin yaratıcısı ise, sorguya çekilmemizin manası nedir? Eğer bende hiçbir seçme gücü yoksa, iyiliğim gibi kötülüğüm de ondan geliyorsa, kötü işlerim için cezaya çarptırılmanın hikmeti kalır mı? İşte bu nokta “mutezile”den “mutasavvıflar”a kadar türlü türlü tefsirlere kapı açtı; bununla beraber onlardan hiç biri, insan hürlüğünün kaldırıldığı bir sistemde mesullüğün gerçek manasını aydınlatamadılar.
Felsefe