Kitapla ilgili incelemeden ziyade, kitabın bana hissettirdikleri hakkında bir inceleme denemesi:
Bö’rtrand Rasıl ,
İngiliz feylesofumuz, yol gösterici , tarihçi, toplum bilimci amcamız…
Genellikle okuyacağım kitabı seçerken seçici davranırım (bu kalitesiz içerikler okumadığım anlamına gelmez) sadece pragmatik bir yol izlemeye çaba sarfederim. Ama kitabı görmemle okumaya başlamam bir oldu diyebilirim. (bu anı mı bekliyordun mervecim… gerçi şey, sorgulamıyorduk.)
Rasıl bey olsa bilinçaltındaki bir korku veya endişeli bir ümitten dolayı diyebilirdi. (belki)
Kapak mı etkiledi yoksa? Mmm. Satış stratejisi?
E iyi de ben tatlı sevmem ki! Meyve? meeh. Aklıma gelirse. Ama çikolataya batırılmış çilek çok güzel gözükmüyor mu sizce de? Tıpkı yapaylıklara bürünmüş özümüz gibi. Onlarca koruyucu madde, haddinden fazla şeker yüklemesi. Aa.. n’olcak şeker canım, güzel şeyler… mutluluklar… canımlar cicimler…
Değil.
Kendilerini buna adayan insanlar da dünyaya sadece mutlu olmak için geldiğini sanabiliyor. Aman ne toz pembe! (tıpkı kapaktaki pembeden…)
Ben insanların acıyı da korkuyu da endişeyi de deneyimlemesi taraftarıyım.
Rasıl amca tam da bu düşüncemin üzerine şöyle diyor: “Hayat, bütün çağların büyükleriyle bütünleşmek, kişisel ölümse, umursanmaya değmez olacaktır.”
Gerçi bu anksiyetik genlerimden gelen her zaman Z planım olmalı tavrından da olabilir. (aman aman, düşman başına) Küçükken bile “amaaaan, iyi şeyler olursa zaten akışıyla davranacak bir hamlem olabilir, önemli olan kötü senaryolarda ne yapmam gerektiğini bilmem” derdim. Sonucu ne mi oldu?
Neyse boşverin, o kısımlar bol ilaçlı, istirahatli, toplumdan soyutlamanmalı içeriğe girer.
Buna da şöyle diyor: “Akıllı olan, önlenmesi mümkün talihsizlikler karşısında elini, kolunu bağlayıp oturmamakla birlikte,