Merve

Merve
@merviews
kendi mezar taşını yazan bir yerkürede, terbiyeli cesetler gibi davranacak kadar ağırbaşlı olalım.
450 okur puanı
Nisan 2017 tarihinde katıldı
10/10
·528 syf.··
2018 14. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2018 21:42
SPOILER SPOILER Kitap içeriği hakkında bilgi içerir. Allah’ın indirdiği bir kitapta, kutsal bir kitabın incelemesinde “spoiler” da olur mu diyeceksin biliyorum, ama olur. Nasıl mı olur? Bakalım nasıl olurmuş. Okumadın ki sen bu kitabı, hem de hiç okumadın, onun için çok güzel olur “spoiler”, hatta en rahatsız edeninden. Sana sorsalar en başta Kur’an’dan hesaba çekileceğim dersin ama buna rağmen yine de okumazsın. Okusan da anlamadan Arapça olarak okursun veya ezberden okuyup boğazından farklı farklı tonlamalar çıkartarak, nağme vere vere okursun, anlamak istemezsin içindekini. Ne gerek var ki anlamaya değil mi, Allah anlasın ya yeter sonuçta(!) Hâlbuki böyle yaparak Allah’ın dediğinin aynısını geri olarak söylediğini de düşünmezsin. Din adına bir şeyler yapmak istediğinde de sana biri gelip Kur’an’dan ayet ile cevap verirse de umursamazsın o ayeti, aynı Hicr Suresi 91. ayetteki gibi; çünkü inandığın, büyüklerinden gördüklerin doğrudur senin için. Bu ayetleri anlayamayacağını ileri sürersin, dua ayetler yeterlidir çünkü senin için. Arapça okumak tabii ki önemlidir Kur’an’ı ama senin anlaman gerektiği kadar önemli değildir. Bak mesela sana bir örnek vereyim: Senin bir yakının sana mesaj/mektup gönderse hemen açıp okumak istersin haklı olarak. Açtın ve baktın ki bu mesaj farklı bir dilde, hadi olsun Arapça bu mesaj/mektup. Hemen Arapça bilen birine gider ve sana diline çevirmesini istersin. Haklısın, seviyorsun çünkü onu ve sana çok yakın ve öğrenmek anlamak istersin, ama en çok sevdiğim dediğin Allah’ın mesajını anlamak için uğraşamazsın, bırak yakınlığı boş ver şimdi, sana Kaf Suresi 16. ayette yazdığı gibi şah damarından daha yakın olan Allah’ın mesajını anlamak dahi istemezsin. Tamam o zaman anlaştık seninle, okumak istiyorsun Kur’an’ı ama bu sefer de Türkçe
Din
Kuran-ı Kerim Türkçe MealiElmalılı Muhammed Hamdi Yazır · Altın Post Yayıncılık · 20126,8bin okunma
Reklam
9/10
·376 syf.··
2018 1. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 17 Kasım 2018 14:53
Dr. Esra Özsüer, bu kitabını beş bölüm üzerine kurmuş. Kavramsal olarak ilk "İmaj" kavramını ele almış ve buradan "Öteki ve Kimlik" isimli ikinci bölüme geçmiştir. Öteki oluşturmada imajın önemini ve kimlik inşasında ise ötekinin üstlendiği rolü ele almış. Üçüncü bölümünde Batı'daki Doğu imajını ve oryantalizmi ele almış teoriden ve kavramsal anlatımdan tarihsel anlatıma geçmiştir. Türk imajına burada değinilmiş ve kitabın iskeletini oluşturan ana bölüme yani Türkokratia'ya geçilmiş. Türkokratia Yunanistan'da Türk idaresinin olduğu döneme deniyor. Burada hocamız Yunanlılar üzerinden Türk algısını, imajını ve bu imajın Yunan Ulusu'nun inşasında nasıl etkili olduğunu anlatmış. Son bölümde ise "Yunan Tahayyülünde Türk" başlığı üzerinden hem genel bir özet oluşturmuş, hem konuyu toparlamış. Yunanistan örneği üzerinden Türk imajının incelendiği bu eser genel olarak Batı'nın Türk'e bakışını da yansıtması açısından oldukça değerli ve önemli bir çalışma.
Tarih
TürkokratiaEsra Özsüer · Kronik Kitap · 201846 okunma
Kaffa / Kahva / Kahve
Öte yandan kahve, bölgenin tamamında en önemli içecektir. Kahvenin, Etiyopya'dan çıktığı, adını bugün de yabani kahve ve bitkilerin yetiştiği Kaffa'dan aldığı bulunan kanıtlar arasındadır. XIV. ya da XV. yy'da kahve Kaffa'dan Yemen'e getirilmiştir. Mısırlı bir yazar şunu söylemiştir: "Mısır'a, Yemen'de adına "kahva" denilen bir içkinin yayıldığı, Sufi şeyhlerinin ve başkalarının dua ederken uyanık kalmak için içtiği haberi geldi."
Milli şuurun olduğu yerlerde, dil kıskançlıkla korunur. Dilin kuralları ve sözdizimini bozmaya kalkıp bunun hakkında yazı yazan çılgınlar alkışlanmaz, aksine tımarhaneye sokulur. Herkes kendi keyfince bir imla kullanmaz. Milli şuur uyanık olunca başıbozuktan kurmay, vatan haininden profesör, hekimden dilci, cahilden müverrih, yabancıdan vekil, serseriden ülkücü çıkmaz.
EVET SAYIN OKURLAR, ATTAR DA #LOVEWINS DIYOR
Bütün âleme hükmeden bir padişah vardı. Buyruğu yedi iklimde de yürürdü. Buyruk yürütmede adeta bir İskender’di. Kaf’tan Kaf’a bütün âlem onun askeriydi. Şanı, şerefi ayı gölgede bırakmıştı. Ay, o yüceliği görüp yüzünü o tapının toprağına vurmuştu. Bu padişahın bir de yüce, akıllı, en ince işleri bilir veziri vardı. O itibarlı vezirin bir oğlu vardı ki, âlemin bütün güzelliği, onun yüzüne vakfolmuştu adeta. Hiç kimse onun güzelliğine sahip bir güzel görmemişti. Hiçbir güzel de bu derece yüceliğe erişmemişti. O gönülleri aydınlatan güzel, güzelliği yüzünden gündüzün dışarı çıkamazdı. Şayet o ay, gündüzün görünse, âlemde yüzlerce kıyametler kopardı. Kutluluk ve güzellik âleminde ebediyen onun gibi güzel bir insan doğamaz! O delikanlının güneş gibi bir yüzü, misk gibi güzel kokulu ve simsiyah saçları vardı. Güneşe tuttuğu şemsiye misktendi. Abıhayat, dudağına susamış, dudakları kupkuru bir hale gelmişti. Ağzı adeta güneşteki bir zerreye benzerdi. Onun zerresi halka bir fitneydi. Otuz tane yıldız da o zerrede kaybolmuştu! O otuz yıldız bir zerrenin içinde kaybolmuştu ama, yıldızlar gibi de âleme yol gösterirdi! Saçları kendini beğenip baş kaldırmış, sonra da yine baş çekerek arkaya doğru düşüvermişti! O gümüş bedenli güzelin saçlarının her kıvrımı, yüzlerce can âleminin saflarını birbirine katar, kırar geçirirdi. Zülfü ruhunda yüzlerce mensubeye sahipti; her telinde yüzlerce şaşılacak şey vardı! Kaşları yay gibiydi, fakat kimin kolunda o kuvvet vardı ki, o yayları büksün! Nergis gözleri dilberliğe ait afsunlar okurdu. Her kirpiğiyle yüzlerce sihirbazlıklarda bulunurdu. Lâl dudakları abıhayat kaynağıydı. Hem şekerden tatlıydı, hem kenarlarında yeni yetişmiş çimenler vardı. Yeni terlemiş bıyık ve sakalı, güzellik yüzünün kızıllığıydı adeta. O güzelim tüyler, sanki güzellik