Merve

Merve
Selçuk Üniversitesi | Hukuk
1156 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
Puan vermedi·256 syf.··
2025 5. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Kasım 2025 00:52
Bir gazetecinin"Bu kadar iyi cinayet romanlarını bir cinayet işlemeden nasıl yazıyorsunuz?" sorusuna, "işlemediğimi nereden biliyorsunuz" diye cevap veren; Agatha Christa, çok küçük yaştan itibaren öykü ve roman yazmaktadır. 1926 yılında kocası Agatha Christa'dan boşanmak ister ve yazar gizemli bir şekilde ortadan kaybolur. Çoğu kişi intihar ettiğini ya da işin içinde kocası olduğunu söyler. Fakat Agatha 11 gün sonra kocasının metresinin ismiyle kayıt yaptırdığı bir otelde bulunur. Fakat kaybolduğu bu sürede yaşadıklarını hatırlamadığını söyler.Bu süre içinde yaşadıkları gizemini halen korumaktadır. Bu olay kişilerce farklı yorumlanmış. Kimi bunun bir travma, kimi romanlarının satışını arttırmak olduğunu söyler. Kaybolduğu süre içinde uğradığı yerlerden biri de İstanbul' daki Pera Palas'tır. Gençlik yıllarında da kocası ile birlikte Türkiye'de bulunmuştur. Yazdığı ve romanın giriş bölümünün de İstanbul'da geçtiği Doğu Ekspresinde Cinayet romanı diğer kitaplarına nazaran daha kalın, üslubu sade ve anlaşılır, anlatım akıcılığı yönünden de kuvvetli bir eser. Polisiye edebiyatın önemli isimlerinden olan İngiliz yazar eserde dedektif olan Hercule Poirot karakterinin de yaratıcısıdır. Roman Halep'ten İstanbul'a tatil yapmak için gelen Belçikalı dedektif Hercule Poirot aldığı bir telgrafla dönmek zorunda kalıyor ve dostu tren idaresinden sorumlu Bay Bouc sayesinde zor da olsa bilet buluyor ve Doğu Ekspresi yolculuğu başlıyor. Farklı statü ve milletten yolcuların bulunduğu bu trende yolculuğu başlıyor. Bir müddet sonra,farklı bıçak darbeleriyle öldürülen bir Amerikalının cinayeti çözmesi için tren idaresinden sorumlu Bay Bouc Hercule Poirot'tan ricada bulunuyor. Bu ricayı kabul eden Hercule Poirot'a Yunan doktor Costantina ve Bay Bouc yardımcı oluyor. Hikaye çözülemez gibi
Edebiyat
Doğu Ekspresinde CinayetAgatha Christie · Altın Kitaplar · 201936bin okunma
Reklam
Puan vermedi·416 syf.··
2025 4. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 23 Ekim 2025 21:44
Serenad, Zülfü Livaneli'nin 2011 yılında kaleme aldığı içerisinde birçok tarihsel olaya yer verdiği; bununla birlikte kurgusal olayların da var olduğu romanıdır. Dili; basit denebilecek kadar sade ve anlaşılır. Bu yönüyle her kesimden okuyucuya hitap edebilecek bir eser. Öğretici bir üslup benimseyen yazar, betimlemeleri ve mekan tasvirlerini, karakterlerin yaşadığı duygu durumlarını; detaylı sayılabilecek şekilde okura yansıtmış. Ama bu durum eserin sürükleyiciliğini etkilememiş. Olayları 36 yaşında İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler uzmanı olan Maya'nın ağzından anlatan yazar, bir kadının yaşayabileceği duygu durumlarını, ruh halini, hayatta var olma çabasını ustaca anlatmış. Roman işi gereği üniversiteye gelen misafirleri ağırlayan Maya'nın misafir olarak gelen hukuk profesörü Maximillian Wagner'in hayatına girmesi ve yaşadığı hayatın seyrinin değişmesiyle başından geçen olayları okuyoruz. Gerçek bir olay olan; 1942'de Karadeniz'de batan Yahudi mültecileri taşıyan "Struma Gemisi" olayı çerçevesinde dünyada bulunan toplumsal sorunlara değinilmiş. Bunun yanında; İkinci Dünya Savaşı'nda yaşanan olaylara, Balkan harbine, Mavi Alaya, Anadolu'daki Ermeni Techirine, İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'ye gelen bilim adamlarına, Kırım Türklerin İkinci Dünya Savaşı'nda oynadıkları roller gibi gerçekten yaşamış olaylara değinilmiş. Tüm bu olaylar çerçevesinde eserin anlatıcısı konumunda olan Maya Duran'ın kendi ailesinde kimliği ve aidiyeti nedeniyle sorunlar yaşayan aile üyelerinin var olduğunu öğrenmesi üzerine bu konulara olan farkındalığının artmasıyla birlikte çeşitli araştırmalarda bulunmasıyla devam eden eserde Doğu Edebiyatında çok rastlanan hem kitabımı bir parçası olan hem de bağımsız olarak okunabilen bölüm olan, kişi; yer ve zaman olarak kurgu olan ama
Edebiyat
SerenadZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 2021163,8bin okunma
Puan vermedi·107 syf.··
2025 3. kitabı
·
118 günde okudu
·
Okunma: 25 Eylül 2025 13:54
1982 yılından Nobel Edebiyat ödülü'nün sahibi olan Gabriel Marquez, 1981 yılında yazıp yayımladığı; "Benim en iyi eserimdir"dediği Kırmızı Pazartesi'ne atfediyor bu başarısını. Gerçek adı, "İşleneceğini. Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsüdür. Fakat bizim edebiyatımızda "Kırmızı Pazartesi olarak bilinmekte. Eserin dili oldukça sade.Anlatımı ise anlaşılır. Karakterin öleceği eserin başında anlatılıyor fakat bu eserin sürükleyiciliğinden bir şey kaybettirmiyor. Kolombiya'da yaşanan gerçek bir olayı anlatan eseri Marquez'in kaleminden okuyoruz. O dönemi, toplumsal yaşantıyı, inançları, gelenekleri gerçekçi ve eleştirel bir üslupla ele almış olan yazar,Latin Amerika'da yaygın olan artık bir toplumsal yaşantı halini alan "namus cinayetini" anlatıyor.Aslında işlenen bu cinayetin işleneceği tüm kasaba halkınca biliniyor ve bilinmesine rağmen kimi işlenmesine olanak vermeyerek umursamıyor, kime bu cinayeti içten içe isteyerek, kimi ise istemese de elinden bir şey gelmeyeceğini düşünerek engel olmuyor. Aslında hangi nedene dayanılırsa dayanılsın engellemedikleri bu cinayeti tüm kasaba birlikte işliyor diyebiliriz. Yazarlığının yanı sıra gazeteci olan Marquez anlatımında da röportaj tekniğini kullanmış. Olayları Santiago Nasar'ın en yakın arkadaşının 20 yıl sonra olayın gerçeğin peşine düşmesiyle onun anlatımıyla okuyoruz. Kitapta kullanılan bu röportaj tekniği ile görüyoruz ki aynı günü aynı olayı herkes farklı şekillerde yorumluyor ve farklı anlamlar yüklüyor. Bu teknik ile aslında o günü farklı açılardan, farklı kişilerin gözünden okuma şansını yakalıyoruz. Yıllar sonra, namus için öldürülen Santiago Nasar'ın aslında cinayete sebep olan olayla hiç bir ilgisi bile olmayacağı şüphesinin mesajıda okura verilmekte. Oldukça sürükleyici ve çarpıcı olan eseri okumanızı
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,3bin okunma
Puan vermedi·304 syf.··
2025 2. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2025 08:09
Albert Camus, Cezayir doğumlu bir Fransız yazar ve filozoftur. Kendini filozof olarak değil de edebiyatçı olarak nitelendirilen Camus, varoluşculuk ve absürdizim felsefi görüşlerinin savunucularındandır. Eserde yazarın felsefi yönüne nazaran edebi yönü öne çıkıyor. 1957'de Veba romanıyla Nobel Edebiyat ödülünü alan en genç ikinci yazar olarak karşımıza çıkmaktadır. 1947 yılında basılan eser, 1940'lı yıllarda Cezayir'in Oran kentinde ortaya çıkan veba salgınını ve bununla birlikte kent halkının vebayla mücadelesini anlatılmakta. Kurgu yönüyle de oldukça başarılı olan eserde salgın boyunca yaşanan hadiseleri bilinmeyen bir üçüncü kişinin ağzından okumaktayız. Daha sonra bu kişinin vebayla mücadelede ön saflarda yer alan bu süreçte umudunu hiç yitirmeyen Doktor Rieux olduğunu okumaktayız. Romanın başlarında daha nesnel, objektif bir anlatım hakimken ilerleyen bölümlerde daha subjektif bir anlatım benimsenmekle birlikte, betimlemelere yer verilen eserin dili sade ve oldukça akıcı. Gerçek hayatta o tarihlerde , Oran şehrinde bir Veba salgını olmamış. Kimileri Vebayı anlatarak aslında Fransa'nın Almanlar tarafından işgalini anlattığını ve Fransızların Alman ordularına kara Veba olarak isimlendirmelerinin de bunun bir göstergesi olduğunu söylemektedirler. Yazar Oran kentini ve halkını karamsar bir şekilde tasvir ederek romana başlıyor. Romanda çok farklı düşünce ve yapıdaki karakterlerin bir arada mücadele ettiklerini ve onları bir araya getiren şeyin Veba salgını olduğunu okuyoruz. Albert Camus vebayla mücadele sürecini anlatırken, bu süre zarfında insanların iç dünyalarına dönmelerini, sorgulayabilmelerini, içinde bulundukları durumu değiştiremediklerini anladıklarında, aslında umutlarını da yitirdiklerini ve bunun bir anlamda zor zamanlarda mücadelenin gerekliliği
Edebiyat
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202424,5bin okunma
Puan vermedi·464 syf.··
2025 1. kitabı
·
43 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2025 17:28
Yol AyrımıYol Ayrımı, Kemal Tahir'in 1971 tarihli sağlığında yayınladığı son eser, ve Esir Şehrin İnsanları üçlemesinin son kitabı olup ilk kitap olan Esir Şehrin İnsanların' dan 15 yıl sonra yayımlanmıştır. Eser 1930'lu yılları Cumhuriyet'in kurulmasından sonra ülkenin sosyopolitik durumu, Çok partili döneme geçişi, Serbest Cumhuriyet fırkasının kurulmasını, ve kimi tarihçilere göre yaşandığı muhtemel olayları etkileyici ve gerçekçi bir bakış açısıyla okura aktarmış. Eserde farklı eğitimlere, farklı kültüre sahip insanların aynı dönemde, aynı olaylara şahit olmasına rağmen farklı düşüncelere sahip olabileceği, olayları zihinlerinde farklı yorumlayabileceği düşüncesi de verilmekte. Eserin dili açık ve anlaşılır. İlk kitap olan Esir Şehrin İnsanlarına nazaran akıcılığı az olsa da, ikinci kitap olan Esir Şehrin Mahpusuna göre bu yönü oldukça kuvvetli. İlk iki eser de 1920'li yıllarda kurtuluş savaşı devam ederken ülkenin durumu ele alınmış ve eserin başkarakteri Kamil Bey olarak karşımıza çıkıyor. Yol Ayrımında ise artık olaylar Kamil Bey etrafında şekillenmiyor, hatta romanın birkaç bölümünde Esir Şehrin Üçlemesinin devamı olmadığı izlenimini veriyor. Fakat sonraki bölümlerde İlk kitapda çocuk karakter olarak karşımıza çıkan Kadir ve arkadaşı Murat eserin başkarakteri olarak karşımıza çıkıyor ve olaylar bu iki arkadaş etrafında şekilleniyor. Kemal Tahir'in farklı düşünceleri, ideolojileri eserlerinde objektif olarak yaklaşması farklı düşünceleri bir arada sunması yönü kuvvetli bir yazar. İnsanlar birbirleri hakkında vardıkları kanılar aslında temelde o insanların yaşam koşullarından, psikolojik durumlarından bağımsız. Her kişi kendi yaşadıkları çerçevesinde karşısındaki hakkında bir kanıya varıyor olabileceği düşüncesi de verilmekte. Kemal TahirKemal Tahir
1000Kitap
Yol AyrımıKemal Tahir · Ketebe Yayınları · 20224,135 okunma
Reklam