İnsan kendi iç gözleminden uzaklaştığı nisbette otomat ve taklitçi olmaya mahkûmdur. İçindeki âleme kuvvetle dalmayan, onu tanımayan insan etrafındakileri taklit eder, umumî cereyana kendini kaptırır, herkes gibi olur: Cemaatın içerisinden bir erkek sesi yükselmez. Millet de öyledir. Milletin iç hayatı, tarihi ve onun her günkü mahsulü olan mukaddesatıdır. Bunlara dalarak kendini tarih ve mukaddesatı içinde aramıyan bir millet, başka milletleri taklide çalışır. Milletimizin bir buçuk asırlık buhranı bu yolda müptelâ olduğumuz Garp mukallitliğinden ileri gelmiştir. Bugün ne milletimizin içtimaî yapısına uygun bir idare sistemi, ne toprağımızın kabiliyetleri ve halkımızın servet ve imkânlarıyle ölçülü bir ziraat projesi, ne de ruhî varlığımıza hayat ve kuvvet verebilecek bir milli eğitim tarzı kullanmaktayız. Bu sahaların hepsinde milletimizin kendi iç gözlemini yapmadan etraftan kapma olarak ele geçirdiğimiz ve taklide yeltendiğimiz yabancı sistemler hâkimdir.
اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
İşte onlar Rab'lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır.
“Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler. ” (Âl-i İmrân, 164)
Ruhsal olgunluk için bir tutam acı, emek ve gözyaşı gerekir. Nefsinden feragat etmeyi bilmeyen kişi, kemalat dairesinden içeri adım atamaz.
Olmak , sabır ister.
Konuşmak iyileştirir. Yüz yüze konuşmak kendimize ve başkalarına daha çok saygı duymamızı, başkalarıyla daha güzel bir biçimde ilgilenmemizi mümkün kılar.Konuşmak birbirimizi işitmek ve birbirimizle ilişki kurmak için elimizdeki en büyük imkan. Gözler kalbin aynasıdır. Yüzde gördüğümüz şeyi hissederiz.Ahlak yüzde başlar,çünkü yüz "Beni öldürmeyeceksin !" der.