Hiç incitmeden, aslâ soğutmadan, zerrece ürkütmeden, kuş kanadı kadar yumuşak ve nüvazişli bir sesle, bir temasla hep dokunuyorlardı:
«— Namaz, aman namaz; mutlaka namaz... Nerede, ne şart altında olursa olsun, mutlaka namaz...»
Sonra yakınlarından birinden duydum:
«— Bir vakit namazımı kaybetmektense, derlermiş; dünyaları kaybetmeyi tercih ederim.»
Bir gün de, beraberlerinde namaza yetişememekten fevkalâde üzülen, âdeta harap olan birine, büyük bir veliden bir beyit okumuşlar:
«O günah ki, küçüklük ve sığınma duygusunu verir,
Büyüklük ve kibir veren ibadetten daha hayırlıdır.»
İşte böyle namaz, böylesine namaz...