8/10
·504 syf.··
2026 38. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2026 20:35
“Unutmayınız; adalet denilen hassas yapı, kulaktan dolma dedikoduların değil somut gerçeklerin üzerine inşa edilirse ayakta durabilir." İnsanın geçmişiyle, kendisiyle ve görmezden geldiği gerçeklerle yüzleşmesini anlattığı güçlü bir roman okumak isteyenleri şöyle alalım. Sonra Gözler Görür, hayatında bir takım değişiklik yaşayan gazeteci Ezgi Sezgin’in, oğlu Batu ile birlikte çocukluğunu geçirdiği Yenikent’e dönmesiyle hikayemiz başlıyor. İstanbul’daki düzeni dağılan Ezgi için bu dönüş bir kaçış gibi görünse de, aslında geçmişle yüzleşmenin başlangıcıdır. Yenikent, dışarıdan sakin ve küçük bir kasaba gibi görünse de, içinde bastırılmış sırlar ve çözülmemiş meseleler barındırmaktadır. Ezgi, kasabaya döndükten kısa bir süre sonra kendisini bir cinayet olayının içinde bulur. Bu olay, sadece bir suçun araştırılması değil, aynı zamanda kasabanın karanlık yüzünün ortaya çıkmasına neden olur. Ezgi, mesleğine aşık, dürüst bir gazetecilik refleksiyle olayın peşine düştükçe, karşısına çıkan bilgiler onu hem kasabanın hem de kendi geçmişinin derinliklerine doğru sürükler. Her yeni detay, görünen ile gerçek arasındaki farkı biraz daha belirgin hale getirir. Sayfalar ilerledikçe, Yenikent’teki insanların birbirleriyle olan ilişkileri, güç dengeleri ve saklanan gerçekler gün yüzüne çıkmaya başlar. Ezgi yalnızca bir cinayeti çözmeye çalışmaz; aynı zamanda insanların neden sustuğunu, neleri görmezden geldiğini ve gerçeğin nasıl örtüldüğünü de anlamaya çalışır. Bu yönüyle, bireysel hikâyeler, toplumsal yapıyla iç içe geçer. Yazarın dili akıcı, sade ve merak duygusunu sürekli canlı tutan bir yapıya sahip. Yormayan ama aynı zamanda yüzeyde kalmayan bir anlatım mevcut. Bununla birlikte bazı bölümlerde detaylı anlatım, polisiye kısmı için biraz durağan kalabilir. Bu anlatım da
Edebiyat
Sonra Gözler GörürHikmet Hükümenoğlu · İthaki Yayınları · 20251,336 okunma
10/10
·592 syf.··
Beğendi
·
2026 65. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 00:45
"Bedenin Tarihi 3", modern dünyanın insanı nasıl gördüğünü, nasıl biçimlendirdiğini ve hatta nasıl denetlediğini gözler önüne seren kapsamlı bir düşünce yolculuğu sunuyor. Bedenin artık sadece et ve kemikten oluşan bir varlık olmadığı; siyaset, savaş, tıp, medya, teknoloji, moda ve tüketim kültürü tarafından sürekli yeniden tanımlanan bir alan hâline geldiği kapsamlı bir şekilde anlatılmış. Özellikle 20. yüzyılın iki büyük dünya savaşı, beden algısında derin kırılmalar yaratırken, sağlık politikaları ve bilimsel gelişmeler insan bedenini her zamankinden daha fazla inceleme ve kontrol etme imkânı sağlamıştır. En önemli öğretilerinden biri, bireyin kendi bedeni üzerindeki hâkimiyetinin arttığı düşünülürken, aslında modern sistemlerin bedeni görünmez biçimlerde yönlendirmesidir. Sporun yaygınlaşması, güzellik standartlarının değişmesi, reklamların kusursuz beden ideali üretmesi ve medyanın bedeni sürekli sergilenen bir nesneye dönüştürmesi kitabın üzerinde durduğu temel meseleler arasında yer alıyor. Bunun yanında kadın bedeninin toplumsal dönüşümler içerisindeki konumu, cinsellik algısının değişimi, gençlik kültürünün yükselişi ve yaşlılık kavramının yeniden yorumlanması da oldukça çarpıcı biçimde ele alınıyor. Kitabı okurken bedenin aslında insanın en kişisel alanı gibi görünmesine rağmen tarih boyunca iktidarların, ideolojilerin ve toplumsal normların mücadele sahası olduğunu fark ettim. İnsan bedenine yalnızca fizyolojik bir yapı olarak değil; tarih, kültür ve güç ilişkilerinin kesiştiği canlı bir metin olarak bakmayı öğretiyor. Akademik yönü güçlü olsa da anlattığı meseleler günümüz insanının hayatına doğrudan temas ediyor. "Bedenin Tarihi 3", modern çağın insanı ve beden arasındaki karmaşık ilişkiyi anlamak isteyen herkes için ufuk açıcı, düşündürücü ve kaynak
1000Kitap
Bedenin Tarihi - 3Alain Corbin · Alfa Yayınları · 202150 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·165 syf.··
2026 45. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 11:32
Ali Şeriati, kitaplarının başında mutlaka “Sizi rahatsız etmeye geldim”, cümlesiyle başlar. Hakikaten de rahatsız eder haddi aşanları, dini kendi heva ve heveslerine uydurmaya çalışanları, dini çıkarları için kullananları, Aydın dediğimiz insan, akıllı, kavrayış sahibi ve düşünen insan demektir. Sınırlı ve durgun olmayan, donuk düşünmeyen, aydın ve açık düşünen, kendi zaman ve konumlarını, ülkelerinin durumunu ve toplumlarında gündeme gelen meseleleri ayırt eden, analiz edebilen, akıl yürütebilen ve başkasını anlatabilen insanlar “Aydın”dırlar. Fakat bütün bu meseleler, önünde durmasına, hayatında ve toplumunda gündeme gelmesine rağmen bunları anlamayan, hayatıyla irtibatlı olduğunu bilmeyen, kendi durumuyla sebep-sonuç ilişkisi olduğunu görmeyen, kendisiyle doğrudan alakalı olduğu halde alakalı olmadığını söyleyen kimse Aydın değildir. Kitapta bu ifadeler fazlasıyla mevcut. Bütün bunları ülkeler ve toplumlar nezdinde çok güzel bir şekilde ifadelendirmiş. Ali şeriatı insanı sömüren batıya düşmandı. Bu kitabında da bunu dile getirmekten çekinmemiş.
AydınAli Şeriati · Fecr Yayınevi · 2013466 okunma
2/10
·127 syf.··
2026 69. kitabı
Yarısından çoğunu temiz temiz okudum. Sonraki sayfaları hızlıca tarayıp kenara bıraktım. Mis gibi yarım bıraktım, ki bana kendini yarım bıraktıran kitap sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Helal olsun. Taşların Anlattığı’nda o şiirsel, imgesel atmosferi kuran yazarla bu ham, çiğ metni yazan kişi aynı mı gerçekten ya? Çok şaşkınım. Bir okulda çocukları rehin alan ve Elon Musk olduğunu söyleyen kişiyle müzakereci arasındaki konuşmayı okuyoruz. Elon Musk, Trump, X platformu, yapay zekânın insanlığı tehdidi, sosyal medyanın zihinlerimizi teslim alışı gibi konular üzerinden bir şeyler söylemek istiyor yazar. Bu başlıklar elbette çağımızın önemli tartışmaları. Bunların edebiyatın konusu olmasına itirazım yok. Ama bunlar o kadar dönüştürülmeden yazılmış ki sosyal medyada ya da bir haber sitesinin yorum bölümünde yürüyen bir tartışmanın kurmaca versiyonuna denk gelmişim gibi hissettim. Kitap bir tartışma sunuyor, bir pozisyon öneriyor, güncel meseleler hakkında düşünüyor. Yanlış bir şey de söylemiyor. Ama tüm bu güncel tartışmaları, fikirleri, korkuları alıp da daha büyük, daha insani bir yere de taşıyamıyor. Misal, Körlük kitabını okuyup da “Saramago şu politik görüşü savunuyor” diye düşünmezsiniz değil mi? Aklınızda bir tezden çok bir insanlık manzarası kalır. Kafka’nın Dava’sını okuyup “1900’lerin başındaki Avusturya-Macaristan bürokrasisi hakkında bir roman okudum” demezsiniz. Ama bu kitap insana böyle cümleler kurdurur. Çünkü yazarın yapıyı kurarken kullandığı iskele hâlâ ortada duruyor. Romanın arkasındaki fikirler, göndermeler ve niyetler okurken ayağınıza takılıyor. İyi kitaplar bizi bir fikre ikna etmeye çalışmaz. Onlar geride adını bize koyamadığımız bir şey bırakır. Tarif edemediğimiz, bizi insan olmanın karmaşasıyla baş başa bırakan bir şey. Ben bu
YüzleşmeClara Dupont · İletişim Yayınları · 202629 okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2026 68. kitabı
Ben bu kitabı çok sevebilirdim. Ama özellikle yarısından sonra kendimi sürekli yazarın tercihlerini sorgularken buldum. Hitler faşizminin sonuçlarını anlatan çok fazla metin okuduk, çok fazla belgesel izledik. Toplama kamplarını, savaş suçlarını, yıkımı, vahşeti bilmeyenimiz yok. Ama beni asıl düşündüren hep öncesi oldu: Bir toplum bu noktaya nasıl geldi? Sessizlik nasıl sıradanlaştı? Ve herkes iktidara boyun eğmişken bir avuç insan buna nasıl karşı çıkabildi? Harro ile Libertas kuşkusuz bu soruların peşinden giden bir okura kollarını açan bir kitap. Özellikle ilk yarısında Nazi Almanyası’nı yalnızca tarihsel bir dekor olarak değil, insanların gündelik hayatlarına sızan bir atmosfer olarak kurabiliyor.Korkunun dile, ilişkilere, sessizliğe nasıl yayıldığını hissettirebiliyor. Ama bir noktadan sonra kitabın baktığı büyük meseleler -faşizm, cesaret, ahlaki direnç- ilişkisel ayrıntıların gölgesinde kalmaya başlıyor. Direnişin trajik ağırlığını taşımak yerine, dramatik yoğunluğu az oldu bunun, azıcık romantik karmaşıklık katayım, diyor yazar. Böyle kitaplarda insan ister istemez bir anlam ekonomisi arıyor.Eğer bir sahne dönemin ruhunu, direnişin bedelini, insanın kırılganlığını derinleştiriyorsa yerini buluyor. Ama bu kitapta okuru tarihin merkezinden çekip başka bir frekansa taşıyor bence. Hele de o ayrıntılar anlatıyı yalnızca ‘renklendirmek’ için kullanılmış gibi gelince. Beni kitaptan uzaklaştıran ikinci şey ise tonundaki değişim.İlk yarıda kitap daha çok atmosfer, ahlaki çözülme,korkunun topluma yayılışı üzerinden ilerliyor. Yani merkezde bir toplumun ruh hâli var. Ama ikinci yarıda yapı değişiyor.Ağlar,bağlantılar,gizli buluşmalar, şifreli ilişkiler…Bunları sırtını yasladığı asıl meseleden koparmadan anlatamamış bence yazar. Tarihsel-ahlaki bir anlatı okurken
Harro ile LibertasNorman Ohler · İletişim · 202165 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 22. kitabı
Eleştirimi baştan yapayım bence çok dağınık bir kitap. İşlediği mesele güzel, işleyiş şekli güzel ama çok dağınık. Muhtemelen çok fazla şeyi anlatmak istediği için bu kadar dağılmış hikaye. Küstahça bir tavır olacak ama bir kitap bir adam var buraya gidiyor vs. diye yorumlanmaz. Çok basit kitaplar için ya da sadece ''page turner'' ya da ''best seller'' diye tabir edilen kitaplar için bu olabilir belki ama nitelikli edebiyat için görünürde anlatılan şey kitapta işlenecek asıl mesele için kullanılan bir araçtır genelde. Hatta pek çok kitapta daha ilk sayfalarda yazar bir olayla, bir pasajla bazen bir cümle ile o kitapta tartışacağı meseleyi okuyucuya verir. Bunu o pasajı okuduğunuzda fark etmeyebilirsiniz ama kitabın devamında ya da kitabı bitirdiğinizde evet ya dersiniz, yazar zaten bunu söylemişti aslında başlarda dersiniz. Mesela bu kitabın başlarında anlatıcı dedesinden bahsediyor, onun yaşlı bir ağaç gibi yaşadığı toprağa kök saldığından vs. Kitabın adı ve arka kapakta yazanlar ise bu metnin bir kültür çatışması meselesi olacağını söylüyor zaten. Birlikte değerlendirdiğinizde o kök salmış ağaç metaforu ile aslında kitap boyunca bir yere, bir kültür ait olmak ile yersiz yurtsuz hatta kimliksiz olmanın kıyasının yapılacağını anlıyorsunuz. Bu kısmı benim için kitabın güzel kısmı, harika bir kitap ve edebiyat konusu bence bu mesele. Bununla birlikte kuzeyin güneyden, güneyin kuzeyden (yazar Afrikalı olduğundan böyle ama siz bunu doğu batı gibi okursanız daha anlaşılır olur) nasıl göründüğünü de çok güzel işliyor yazar. Gelgelelim bu meseleler arasında çok fazla git gel yapıyoruz ki bu da kültür karmaşası ile ilişkilendirilebilir ve yazarın bunu bilerek yaptığı söylenebilir, buna da eyvallah ama üzerine bir de ataerkil toplum eleştirisi geliyor kitabın sonlarına doğru.
Kuzeye Göç MevsimiTayyib Sâlih · Ayrıntı Yayınları · 2016493 okunma