Mesut Emre ÇELENK

Mesut Emre ÇELENK
@mesutemre
Nointel vaktini bazen İstanbul'da bazen Belgrad köyünde geçiriyordu; bu köyde elçilerin yazlık ikametgahları bulunuyordu, burası yeşillikli, sakin ve Karadeniz'in serinlik veren rüzgârlarına maruz bir yerdi. Elçi, orada Rum kadınlarının meclislerinde onların tertip ettikleri eğlencelerde ve danslarda, Osmanlılarca teveccühten düşmesine rağmen, teselli buluyordu.
Sayfa 100·Kitabı okuyor
Reklam
XVII. yüzyılın en meşhur haksız vergi türü olan tekâlif-i şakka, vakıf reayasının da sık sık karşılamak zorunda kaldığı vergilerdendi. Bu vergiler daha önce defalarca yasaklanmış olmasına rağmen yerel yetkililerin bu türdeki vergi talepleri hiçbir zaman önlenememiştir. Kaldı ki on altı yıllık bir savaş döneminde bunun engellenmesi pek de mümkün değildi. Ancak bu vergiyle karşı karşıya kalan reaya, hakkını aramak üzere Divan-ı Hümayun'a başvurmuş ve Divandan, bu haksız verginin iade edilmesi kararını çıkarttırabilmiştir. Defalarca yasaklanmış olmasına rağmen, toplayıcılar toplamaktan, üreticiler şikâyet etmekten, devlet de hak sahiplerine haklarının verilmesini emretmekten bıkmamıştır.
Sayfa 232·Kitabı okudu
Kadılar ve yardımcılarının usulsüzlükleri, mütegallibenin mahkemelerin işleyişine müdahale etmeleri, davacıların davalıları mahkeme karşısına çıkarttırmaya gücünün yetmemesi gibi durumlar mahkemelerin adil bir şekilde dava yürütmesini engellemiştir. Yahut adil şekilde sonuçlanmış bir davanın yaptırımını gerçekleştirmek her zaman mümkün olmamıştır. Bu sebepler-den dolayı her kesimden insan mahkeme sonuçlarından memnun olmayan şikâyetçiler olarak daha adil olacağına inandıkları Divan-ı Hümayun'a başvuruda bulunmuşlardır.
Sayfa 176·Kitabı okudu
Kadıların kendilerinden kaynaklanmayan çeşitli dış unsurlardan dolayı da adaletin gerçekleşmesinin engellendiği anlaşılmaktadır. Bunların başında mahkemelerin güvenliğiyle ilgili sıkıntılar gelmektedir. Taşrada adalet dağıtan kadıların bilindiği gibi mahkeme için özel tahsis edilmiş bir binaları yoktu. Çoğunlukla kadıların kendi konaklarının bir bölümü mahkeme olarak kullanılıyordu. Bu mahkemelerin güvenliğini sağlamak her zaman mümkün olmamıştır. Özellikle mütegallibe ve eşkıya gibi güç odaklarının taraf olduğu davaların sağlıklı bir şekilde yürütülmesi bu kesimler tarafından engellenme-ye çalışılmıştır. Öyle ki mahkeme basıp, tarafların canına ve malına kastetmekten başka aynı şeyi kadı ve diğer mahkeme görevlilerine yapmaktan çekinilmediği bazı davalarda görülmüştür. Mahkemelerin güvenliğiyle ilgili mevzubahis sıkıntıların önemli bir sebebi savaş olmasıdır. Çünkü savaş, iç güvenliği sağlayan unsurların büyük bir bölümünü cepheye çekmiştir. Böylelikle taşrada kalan kolluk güçleri yetersiz kalmıştır. Savaş sebebiyle kadı mahkemelerinin şikâyet mekanizması içerisindeki rolünde bir zafiyet görüldüğünü söylemek mümkündür.
Sayfa 174·Kitabı okudu
İslam Hukukunda kamu haklarından sayılabilecek bir diğer suç, yol kesme ve nitelikli yağma olarak ifade edilen eşkıyalıktır. Hırsızlık suçunun özünü cebir ve şiddet kullanmaksızın bir malın gizlice alınması teşkil ettiğinden eşkıyalığın teknik anlamda hırsızlığın bir türü sayılması doğru olmaz. Eşkıyalığın silahla veya başka bir şekilde zor kullanarak yol kesip veya baskın yapıp şahıs ve mal aleyhine tecavüzü içermesi sebebiyle toplum aleyhine işlenmiş olma, kamu düzeni ve asayişi ihlal etme vasfı ağırlık taşımaktadır. Bu suçun İslam Hukukundaki cezası, öldürme gerçekleştiyse ölüm, mal yağmalandıysa el kesme, her iki suçun işlenmesi durumunda da çarmıha gerilmedir.
Sayfa 138·Kitabı okudu
Reklam