Şikâyet sürecinde kaçınılmaz bir şekilde rolü olan arzuhalcilerden bahsetmek gerekir. Çünkü incelenen defterlere göre Divan'a gelen şikâyetlerin % 18'i arzuhalle ulaşmıştır. Klasik dönem dilekçelerinin kalıplaşmış ifadelerle düzenlenip kâğıda aktarılması herkes tarafından kolaylıkla yapılabilecek bir şey değildi. Zaten bu mesleğin ortaya çıkış sebebi, bu kalıplaşmış ifadeleri herkesin kâğıda dökmedeki yetersizliğiydi. Bu kimselerin günümüz arzuhalcileriyle hemen hemen aynı işleri yaptığı düşünüldüğünde sadece arzuhal yazmadıkları, yazılan arzuhalle ilgili şikâyetçiye yapacağı işler için telkinlerde bulundukları da tahmin edilebilir. Mesela arzuhalin hangi yollarla kime teslim edilmesi gerektiği, hükmün çıkartılması esnasında hangi süreçlerden geçildiği ve bu durumda kimlerle muhatap olunması gerektiği, hangi resmî görevliye ne şekilde davranılması gerektiği, rüşvet, bahşiş ve diğer gayr-i meşru yolların gerektiğinde nasıl kullanılacağına yönelik ipuçları gibi hususlarda arzuhalcilerin yardımcı olduğu tahmin edilebilir.
Osmanlı devlet-birey ilişkilerinin en belirleyici unsuru kişinin devlet nezdindeki statüsüdür.Toplumda ve devletin gözünde kişinin statüsü tamamen padişahın verdiği berata göre şekillenmekteydi. Padişahtan bir şekilde berat almış ve vergi vermekten muaf olmuş herkes askerîydi.Askerî olarak gösterilenler; mütevelli, mürtezika, ulema, müderris, ulufeli veya dirlikli asker, kâtip, imam, seyyid, dergâh-ı mualla çavuşu gibi beratlı kişiler ve bunların eşleridir. Osmanlı'da reaya ise en genel anlamıyla seyfiye, kalemiye, ilmiyeden oluşan askerî sınıf dışında kalan ve devlete vergi vermekle yükümlü çiftçi, konar-göçer, tüccar, esnaf, zanaatkârlardır.