Ben, anlatımlarımla sizleri büyük bir değişime sevk edebileceğimi iddia etmiyorum. Çünkü bu yoğun kötücül düzen bir günde oluşmadı. Bunun tek bir sebebi, tek bir kaynağı da yoktur. Sesten görsele, zihinden kalplere kadar her şey kademeli olarak zehirlendi. Suç zehirlenmiş olanlarda değil, zehrin kaynağındadır. Suç sizin eylemlerinizde de değil. Her ne kadar meta ve gereçler uğruna birbirinizle yarışa girmiş olmanızdan hoşnut olmasam da suçun kaynağı maalesef siz değilsiniz. Rezidans hayatlara da şahitlik ettim, rezidans hayatlara ulaşmak için mücadele veren hayatlara da... Her ortamda sessiz bir gözlemci oldum. Bununla birlikte, bir çare bulucu olmak da istedim. Ne kadar soyut bir eylem gibi görünse de bunun en somut örneğini sizlere vereyim: İnsanların düşünme yetisini dahi ellerinden almaya çalıştılar. "Düşünürsen heder olursun." dediler. Korkuttular. Bunu kimi zaman uzmanı söyledi, kimi zaman da ezberden konuşanlar... Lakin bu doğru değil. Evet, düşünmeliyiz. Düşünmekten, zihnin ve kalbin senkronundan kaçmamalıyız. Zira düşünenler Hakk'ı bulur; meta ve gereçlerde değil, hayırda ve iyide yarışırlar. Makul bir hayat talep eder, makul ve sade bir hayat yaşarlar. İşte size anahtar... Serhat Tekin 17.06.2026 ✨✍️
Duygu ve Düşünce
Bir de şu kötü. Bu samimiyetsiz kalabalık her şeyi okumadan beğendiği için okuyup beğenenle okumadan beğeneni de ayrıştıramıyorsun. Böyle olunca da gelen beğenilerin bile samimiyeti önemsizleşiyor. Ama bu meta bir problem, genel olarak toplumun her yerine sızmış bir oltacılık psikolojisi. Herkes takipçi toplama derdinde. Tek tük kişilerle ciddi bir iletişim kuruyoruz, gerisi parazit.
Duygu ve Düşünce

Hüseyin Eriş

@sobedoublepeace
·
Burada alıntılar dışında samimi, içten bir paylaşım görmek o kadar zorlaştı ki
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Menkıbeden Realpolitiğe: 13. Yüzyıl Anadolu Kaosunda Bir İstihbarat ve Kamu Diplomasisi Aktörü Olarak Yunus Emre 13. yüzyıl Anadolu’su, Moğol istilası ve Selçuklu merkezi otoritesinin çöküşüyle karakterize olan çok merkezli bir güç boşluğuna sahne olmuştur. Resmi tarihin ve tasavvufi literatürün "edilgen bir mistik" olarak kurguladığı Yunus Emre, dönemin sosyo-politik ve askeri dinamikleri bağlamında yeniden okunduğunda, karşımıza farklı bir aktör profili çıkmaktadır. Bu makale; Yunus Emre’nin Baba İlyas ile başlayan ve Taptuk Emre’ye uzanan heterodoks (Vefai/Babai) network’ü içerisindeki konumunu, gezgin dervişlik (Abdalân-ı Rûm) kurumunun bilgi toplama/yayma kapasitesini ve duru Türkçe kullanımının siyasal-kültürel bir hegemonya inşası olduğunu ileri sürmektedir. Bu çerçevede Yunus Emre; mistik bir şair olmanın ötesinde, uç beylikleri arasında denge kuran, toplumsal morali rehabilite eden ve yer altındaki bir direniş ağının kamu diplomasisi ile saha istihbaratını yürüten stratejik bir aparat olarak kavramsallaştırılmaktadır. I. 13. Yüzyıl Anadolu Güç Boşluğu ve Mikroskobik Güç Odakları Kösedağ Savaşı (1243) sonrası Anadolu, sadece askeri bir yenilgi değil, aynı zamanda derin bir epistemik ve siyasi kırılma yaşamıştır. Konya’daki Selçuklu sarayı Moğol vasalı (güdümlü devlet) haline gelirken, uç bölgelerde filizlenen Türkmen beylikleri ve yerel iktidar odakları arasında tam bir "herkesin herkesle savaşı" (bellum omnium contra omnes) ortamı doğmuştur. Bu kaotik zeminde geleneksel devlet aygıtları (ordu, resmi istihbarat, bürokrasi) işlevsizleştiğinde, iktidar ilişkileri dikey kurumlardan yatay ağlara kaymıştır. Bu yatay ağların en etkilisi ise hiç şüphesiz tekkeler, zaviyeler ve bunların mobil unsurları olan derviş gruplarıdır. Bu makale, Yunus Emre figürünü bu
Tarih
Şu 60 yıllık tahta somyalarin verdiği huzur
İtalyanların sevdiğim bir sözü vardır derki; "La vera felicità sta nel viaggio, non nella meta" Gerçek mutluluk varılacak yerde değil, yolculuğun ta kendisindedir.
Bize insan ilişkilerinin organik olduğu, ortak değerlerin ve karşılıklı sıcaklığın kendiliğinden bir araya gelmesiyle oluştuğu öğretiliyor. Bu güzel bir yalan. Modern sosyal pazarda karizma artık bir kişilik özelliği değil; bir varlık sınıfı. Ve tıpkı gayrimenkulde olduğu gibi, bazı insanlar en iyi mülklere doğarken, diğerleri tadilat gerektiren bir evi satmaya çalışmak zorunda kalıyor. Artık insanları tüketmiyoruz; onlara dair algılarımızı tüketiyoruz. Aşırı görünür bir dünyada, insan etkileşimi ticarileştirildi. Karizma mistik bir yetenek değil; adaletsiz bir sosyal hiyerarşi yaratan yüksek performanslı bir pazarlama kampanyasıdır. Markalaşmayı çoğu zaman sadece beğenilirlikle karıştırırız, ancak bunlar tamamen farklı ekonomik prensiplerle işler. Tamamen beğenilen bir kişi istikrarsız bir para birimiyle hareket eder; statüsünü korumak için sürekli olarak iyi işler yapmalı ve kusursuz bir sicil tutmalıdır. Bir anlık hata yaptığında, yerini başkasına bırakır. Beğenilirlik onay kazandırır. Markalaşma ise affedilme kazandırır. Ancak markalaşmış bir kişinin mükemmel olması gerekmez; sadece tutarlı olması yeterlidir. Ancak markalaşma sadece affetmeyi yeniden şekillendirmez; fırsatları da yeniden şekillendirir. Ve fırsat sunumla ilişkilendirildiğinde, baskı sadece etkileyiciler ve ünlülerle sınırlı kalmaz. Eskiden dünyada yol almanın nesnel bir liyakat meselesi olduğuna, iyi performans gösterirseniz sosyal dengenin kendiliğinden sağlanacağına inanırdım. Ancak modern odaların mekaniğini izlemek bu düşüncemi hızla değiştirdi. Teknik yeteneğin yarısına sahip olup estetik açıdan iki kat daha avantajlı olan insanların fırsatları zahmetsizce yakaladığını, daha sessiz, daha derin zihinlerin ise arka plana kaybolduğunu gördüm. İş aynıydı. Ambalaj farklıydı. Ve her seferinde
Substack
La vera felicità sta nel viaggio, non nella meta. Gerçek mutluluk varılacak yerde değil, yolculuğun ta kendisindedir