9/10
·112 syf.··
2026 8. kitabı
Kitapta, göz metaforu ve bu metafora geçmiş yüzyıllardan günümüze kadar yüklenmiş anlamlar üzerinde duruluyor. Öncelikle göz ile kastedilen kaos oluşmaması için, tıpkı bir bekçi gibi devamlı gözetimde olma eylemidir. Bu devamlı gözetim, öncelikle Tanrı üzerinden anlatılıyor. Doğal hukukun hakim olduğu zamanlarda, çözümlenemeyen vakıalar ilahi kurallara göre açıklanıyordu. Burada da buna benzer bir durum söz konusu aslında. Göz doğaüstü bir güce aittir. Bu doğaüstü güç ise Tanrı’dır. Burada anlatılan göz, Tanrının Gözü olarak ifade ediliyor. Daha sonra değişen egemenlik algısı ile göz metaforu tanrısallıktan uzaklaşıyor. Bu noktada öncelikle otorite kavramı gündeme geliyor. Hukuku hakikat değil, otorite belirler görüşü benimsenmeye başlanıyor. Otorite egemenlik göstergesidir ve emir verme yetkisiyle sağlanır. Özellikle burada Bodin’in görüşü önemli ve kitapta özellikle yer veriliyor. Bodin’e göre, emir verme yetkisi kimdeyse egemen odur ve ancak egemen olan emir verebilir. Buradan da anlaşılacağı üzere artık devamlı gözetim tanrı gibi metafizik bir güçten, daha somut ve fiziki olan egemene geçiyor. Buradaki egemenden kastımız hükümdarlardır. Bu noktada Thomas Hobbes gibi düşünürlerin görüşleri devreye giriyor. Daha sonrasında meydana gelen olaylar sonucunda artan hak, hukuk, insan hakları, eşitlik, adalet vb. kavramların ortaya çıkmasıyla ve bunun devamında verilen mücadeleler sonucunda anayasalar oluşmaya başlıyor. Ve bu anayasalarda temel insan haklarının sınırlanamayacağı, hükümdarın mutlak yetkilerinin kısıtlandığını görüyoruz. Bu da artık devamlı gözetimin hükümdara değil yasalara ait olmaya başladığını gösteriyor. Günümüzde artık göz metaforu yasalar üzerinden varlığını sürdürüyor. Yani artık kişilerin yönetimi yerine, yasaların yönetimi gündeme geliyor. Kısaca
Yasanın GözüMichael Stolleis · Ayrıntı Yayınları · 202131 okunma
Determinizm ve pastoral edebiyatın realist eksende buluşması
10/10
·%22 (99/442 syf.)··
Beğendi
·
5 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 22:44
Kırsal alanda doğmuş ve büyüyecek birini hor görülmekten nasıl kurtarırsın? Tabii ki dışarda eğitim almasını sağlayarak ve yetiştirilme tarzını değiştirerek. İşte Hintock kasabasında bir kereste tüccarı olan baba Mr. Melbury’nin, kızı Grace Melbury için istediği de buydu. Köylü bir kız yetiştirmektense bir hanımefendi tabiri yerindeyse bir kurtizan (bkz. courtisane) yetiştirmek istemiştir. Bundan mütevellit onu eğitim görmesi için Exonbury şehrine göndermiştir. Baba Melbury’nin geçmişine baktığımızda bir dostuna çok kötü bir şey yaptığını görüyoruz ve bu suçluluk duygusuyla da kızını, ölen bu dostunun oğlu ile -her ne kadar istemese de- sözlendirdiğini görüyoruz. Elma şıracısı ve kereste işiyle uğraşan köylü Giles Winterborne -isme dikkat ilerde lazım olacak- ile. Ama kimsenin bilmediği de bir şey var ki sefil işçi Marty South da sırılsıklam ona âşıktır. Giles’ın kalbi acaba kime aittir? Bu orman köyünde aynı zamanda bir de doktorumuz Edred Fitzpears var. Kendisi doktor olmanın yanında hiç de kaba saba köylüler gibi değildir. Tıbbi ilimlerin dışında felsefe, metafizik, teoloji hatta kimilerine göre büyücülükle bile uğraşır. Yani kelimenin tam anlamıyla köylülerle göre bir beyefendidir. Köydeki birçok mülkün sahibi, yurtdışına seyahatlari ile ünlü, zaten oradan bir yerlerden köye gelmiş bir de hanımefendi Mrs. Felice Charmond vardır ki Grace ile aşık atabilecek tek kadın odur köyde. Verilmiş sözler, ihanetler, beyefendinin çekiciliği, üç kadın arasında dönen aşk oyunları, terk edilen bir âşık ve onun kalbinin gerçek sahibi, tesadüfler, orman yeşili, elma çırası ve daha fazlası… Henüz okuduğum diğer klasiklerde göremediğim pastoral tema kitap içine öyle bir demlenmiş ki: Yeşilin tonları, ağaçlar, bodur çalılar, elma ağaçları, dökülen elmalar, yine başka başka
Edebiyat
Orman SakinleriThomas Hardy · İletişim Yayınları · 2021281 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kader zincir mi yoksa insanın kendine anlattığı en eski hikâyemi?
Puan vermedi·120 syf.··
2026 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 13:14
Bu kitabı yalnızca merakımdan değil, tez çalışmam kapsamında özgür irade, determinizm ve ahlaki sorumluluk kavramlarını daha derin kavrayabilmek için okudum. Sayfalar boyunca hissettiğim şey, metnin bana hazır cevaplar vermesinden çok, zihnimi huzursuz eden sorular bırakmasıydı. Bence iyi felsefe tam da bunu yapar. Cevap dağıtmaz; insanı kendi düşüncesiyle baş başa bırakır. Kader Üzerine, insanın binlerce yıldır peşinden koştuğu temel sorulardan birini merkeze alıyor: Eğer her şey önceden belirlenmişse, seçimlerimizin anlamı nedir? Eğer her şey bizim irademize bağlıysa, o zaman doğanın zorunluluğunu nereye koyacağız? Bu metni okurken fark ettim ki kader meselesi yalnızca metafizik bir tartışma değildir. Günlük hayatımızın tam ortasındadır. Başarısız olduğumuzda "kader" deriz, başardığımızda "emek". Acı yaşadığımızda yazgıyı suçlarız, mutlu olduğumuzda ise irademizle övünürüz. Belki de insan, kader kavramını çoğu zaman gerçekle yüzleşmek yerine belirsizliği anlamlandırmak için kullanır. Cicero, bu eserinde kesin hükümler vermekten çok farklı düşünce geleneklerini tartışmaya açıyor. Bu yönüyle kitap, okuyucusunu pasif bir alıcı olmaya değil, aktif bir düşünür olmaya davet ediyor. Çünkü felsefede önemli olan yalnızca hangi cevabın doğru olduğu değil, hangi sorunun doğru sorulduğudur. Okurken sık sık şu düşünceye döndüm: İnsan tamamen özgür olsaydı pişmanlık diye bir duygu olmazdı. Tamamen kaderin eseri olsaydı da vicdanın bir anlamı kalmazdı. Demek ki insan hayatı, zorunluluk ile özgürlük arasındaki o dar geçitte şekilleniyor. Belki de kader, yürümek zorunda olduğumuz yol değil; yürürken verdiğimiz kararlarla anlam kazanan yolculuğun kendisidir. Tez çalışmam açısından bu eser bana yalnızca Antik Çağ'ın kader anlayışını değil, bugün hâlâ süren özgür irade tartışmalarının
Felsefe
Kader ÜzerineMarcus Tullius Cicero · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021714 okunma
Sonsuza dek yaşamak, hiç yaşlanmamak... Ödül mü, yoksa ceza mı?
Puan vermedi·304 syf.··
2026 3. kitabı
Zaman, kader ve insan bilinci üzerine düşündüren etkileyici bir romanıdır. Ken Grimwood bu kez yalnızca geçmişe dönme fikrini değil, zamanın farklı katmanlarının birbirine dokunduğu gizemli ve metafizik bir anlatı kurmuş. Roman, tarih ile geleceği, bireysel seçimlerle kaçınılmaz kaderi iç içe geçirerek zamanın doğrusal mı yoksa döngüsel mi olduğu sorusunu yöneltiyor. Grimwood "Sil Baştan"da olduğu gibi bu eserinde de akıcı anlatımı ve merak duygusunu sürekli canlı tutuyor. Özellikle zamanın doğasına, alternatif olasılıklara ve insanın yaşam içindeki yerini sorgulayan romanlardan hoşlanan okurlar için bence dikkat çekici bir okuma deneyimi vaat ediyor.
Zaman ÇarkıKen Grimwood · Koridor Yayıncılık · 20121,732 okunma
Böyle Buyurdu Zerdüşt: Uçurumun Üzerindeki İp
Puan vermedi
Bu kitabı bitirdiğimde Nietzsche'nin fikirlerini öğrenmiş olmaktan çok, kendi içimde sakladığım sorularla yüzleşmiş hissettim. Çünkü Zerdüşt, bana dünyanın ne olduğunu anlatmıyor; benim kim olduğumu sorgulatıyor. Friedrich Nietzsche burada bir ahlak öğretmeni gibi konuşmaz. Bir peygamber gibi de konuşmaz. Daha çok, insanın üzerine örttüğü bütün yalanları tek tek kaldıran acımasız bir arkeolog gibidir. Onun kazdığı yer tarih değil, insan ruhudur. Kitabı okurken sürekli şu düşünceye döndüm: İnsan gerçekten kendi hayatını mı yaşar, yoksa kendisinden beklenen hayatı mı? Nietzsche'nin "sürü ahlakı" dediği şey tam da burada ortaya çıkıyor. Çoğumuz özgür olduğumuzu düşünürüz; fakat inançlarımızın, korkularımızın, ideallerimizin ne kadarının bize ait olduğunu sorgulamayız. Zerdüşt bana, insanın en büyük hapishanesinin duvarlar değil, alışkanlıklar olduğunu hatırlattı. Üstinsan kavramını da hiçbir zaman güç ya da üstünlük meselesi olarak okumadım. Benim gözümde Üstinsan, kendisini sürekli aşmaya çalışan insandır. Dün inandığı şeyi bugün eleştirebilen, kendi hakikatini yeniden kurabilen, konforunu değil dönüşümünü seçebilen insan... Çünkü Nietzsche'nin dünyasında insan tamamlanmış bir varlık değil, sürekli oluş hâlindeki bir ihtimaldir. Kitabın en sarsıcı tarafı ise bana göre ebedî dönüş düşüncesiydi. Eğer aynı hayatı sonsuz kez yaşamak zorunda olsaydım, buna razı olur muydum? Bu soru ilk bakışta metafizik görünür ama aslında bütünüyle etik bir sorudur. Çünkü insanın yaşamına verdiği değer, onun tekrarına vereceği cevapta gizlidir. Ben bu soruyu okurken geçmişime değil, bugünüme baktım. Çünkü tekrar yaşamak istemeyeceğim bir hayatın içinde yaşıyorsam, asıl problem kaderde değil seçimlerimdedir. Nietzsche'nin "Tanrı öldü" sözü de bana hiçbir zaman basit bir ateizm ilanı gibi
Felsefe
Böyle Buyurdu ZerdüştFriedrich Nietzsche · Akış Yayınları · 199447,7bin okunma
SİSİFOS SÖYLENİ & YAŞAMA ÇABASI - İnceleme
7/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 01:41
Albert Camus'un Sisifos Söyleni kitabı, hem çağın hem de günümüzün modern insanını hayata bağlama çabası, intihar fikrini yok edememekle beraber bunun gereksiz olduğuna karşı bir argüman üretme çabasıdır. İlk kez okuyan biri için çok bir anlam ifade etmese de okudukça açılan ve hayatın geneli için kişinin zihninde bir ışık yakan cinsten bir kitap. Albert Camus'un hayata bakış açısı, "şey"leri adlandırma şekli ve Tanrı, tin, metafizik, mitoloji gibi alanlarla intiharın neden doğru olmadığı vb. konuları açıkladığı bu kitap, eğer hayata karşı umudunuzu yitirmişseniz ve "bu saatten sonra benden bir şey olmaz" gibi bir düşünceye kapıldıysanız ANCAK bu fikirlerinizin doğru olmadığına dair küçük bir şüphenizin olduğu bir durumdaysanız tam size göre bir kitaptır. Bu kitap zihninizdeki o çekinik düşünceyi büyütecek ve en az diğeri kadar baskın yapacaktır. Her ne kadar ilk okuyuşunuzda zor gelecek olsa da eğer dikkatle okursanız hem kolay hem de anlaşılması basit bir kitap olacaktır. Felsefe ile ilgilenenler için de şiddetle öneririm çünkü kitabın amacı zaten hayat hakkında felsefe yapmak ve bir çıkarıma varmak.
Sisifos SöyleniAlbert Camus · Can Yayınları · 202311,3bin okunma