Mr. Brook başını masadan kaldırıp sordu: "Bir isteğiniz mi vardı?"
"Hayır, teşekkür ederim," dedi Madame Zilensky. Alçak, güzel, ağırbaşlı bir sesi vardı. "Yalnızca aklıma takıldı. Şu metronom vardı ya. Acaba o Fransız'da mı bıraktım dersiniz?"
"Kim?" diye sordu Mr. Brook.
"Evlendiğim o Fransız işte," diye cevap verdi kadın. "Fransız," dedi Mr. Brook hafifçe. Madame Zilensky'nin kocasını gözünün önüne getirmeye çalıştıysa da, başaramadı bunu. "Çocukların babası," diye mırıldandı.
"Yok, hayır," dedi Madame Zilensky kararlı bir sesle. "Sammy'nin babası."
Mr. Brook önsezilerine güvenirdi. İçinden bir ses daha fazla bir şey söylememesi için kendisini uyardı. Yine de, düzene duyduğu saygı, vicdanı, sormasını gerektirdi. "Ya öbür ikisinin babası?"
Madame Zilensky elini başının arkasına götürüp kısa kesilmiş saçlarını karıştırdı. Yüzü düşte gibiydi, birkaç dakika suskun kaldı. Sonra hafifçe: "Boris flüt çalan bir Polonyalı'dan," dedi.
"Ya Sigmund?" diye sordu Mr. Brook. Üzerinde gözden geçirilmiş bir deste ödev kâğıdının, ucu sivriltilmiş üç tane kalemin, sedeften, fil biçiminde bir biblonun bulunduğu düzgün masaya baktı. Başını kaldırıp Madame Zilensky'ye baktığında kadın belli ki derin derin düşünüyordu. Kaşlarını çatmış, çenesini iki yana oynatarak odanın köşelerine bakınıyordu. "Sigmund'un babasından mı söz ediyorduk?" dedi sonunda.
"Yo, hayır," dedi Mr. Brook. "Hiç gereği yok bunun."..