Cenab-ı Hak, senin ibadetine, belki hiçbir şeye muh- taç değil. Fakat sen, ibadete muhtaçsın; mânen hastasın. Ibadet ise, mâ- nevi yaralarına tiryaklar hükmünde olduğunu çok Risalelerde isbat et- mişiz. Acaba bir hasta, o hastalık hakkında, şefkatli bir hekîmin ona nâfi' ilaçları içirmek hususunda ettiği ısrara mukabil, hekîme dese: Senin ne ihtiyacın var, bana böyle ısrar ediyorsun..? Ne kadar mânâsız olduğunu anlarsın.
..
Ibade- ti terkeden, mevcudatın ibadetini görmez ve göremez.
O lâtif ve berrak ve tatlı ve hiçten ve gaybî bir hazine-i rahmetten gönderilen katrelerde o kadar rahmanî hediyeler ve vazifeler var ki; güya "rahmet tecessüm ederek katreler suretinde hazine-i rabbaniyeden akıyor" mânasında olduğundan yağmura "rahmet" namı verilmiştir.
İnsanlar yakınlaştıkça birbirinin hatalarını görür, bu durumda beklentilerini gerçekçi tutmalısın. Kimsenin mükemmel olmadığını, hataları ya da zorluklarıyla bir bütün olduğunu kabul etmelisin.
"Sevgili Bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım.
Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı.
Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım.
Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.."