Çünkü Batı Medeniyetini makbul kılanın mezkûr kabulden başkası olmadığını fark edecek kadar aklım var.
Sayfa 45·Kitabı okudu
Alıntı
Buhara
Bu gözü kapalı hükûmette fikr-i terakki görmeyen Ruslar, fenn-i mimarînin asr-ı ahîrde vâsıl olduğu tarz-ı tekemmülü göstermek için Kakan mevkifi kurbüne ayrıca bir bina yaptırıp emirin rükûb ve nüzulüne hasretmişlerdir. Emir her ne vakit Germene’ye ve sair mahalle gidecek veyahut gelecek olursa şimendüfer tazîmen bu mevkide bindirilip indirilmiş.” “Vak tabiriyle daima çiğnedikleri tütün tozunu ağızlarından çıkarıp da ulûm-u asriye ve fünun-ı nafia tahsiline, teyakkuz ve tenevvüre heveslenmiyen bu gafil, bu cahil halk uzun yenli zıbınları kümbedimsi kavukları ile mezkûr binanın yanına gelip: ‘Rus yapısına, şu lüzumsuz masrafa, beyhude emeğe bakınız!’ diye gülüşüyorlar.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İRLANDA CUMHURİYET ORDUSU (IRA) ve ULU HAKAN...
(...) Çok garib ama, mezkûr (Tilki Günlüğü 6. cilt, s. 9,10) 17 Haziran 1988 tarihli levhaya dair bu gördüğümüz tabir tablosunda, pek çok şey yanında Ulysses’imizin yerini de bulabiliriz. “Kâinat lûgatte topludur”. Bu mânâsıyla, lûgatin kelimeleri boş laf değil, bir varlıktır. Siz ona yöneldiğinizde canlanan, gerçek olan, hattâ Ulysses’imizi bile gerçekliğine şahidliğe davet eden… Meselâ: “Resmî devlet kuvvetlerine isyan”… Bu mânâsıyla Ulysses, yasadışı IRA örgütü yanlısı bir İrlanda milliyetçisi tarafından kaleme alınmış bir eserdir… Bu o kadar geçerli bir tanımdır ki, İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun kuruluşunda, bir çok Avrupa devleti dururken, para yardımıyla desteği bulunan Ulu Hakan İkinci Abdülhamid Han’ı dahi unutmamış, zikretmiş ve belki en çok bu yüzden “şuur ekranı”na sık sık bir “Müthiş Türk” imajı gelip gitmiştir. Ama “resmî devlet kuvvetlerine isyan” olarak Ulysses’in, bugün eski ateşinin “söndüğü”nü ve İngiliz münekkidlerinin “riyakârâne medihleri”yle beraber adetâ İngiliz edebiyatı içinde parıltısının “son” bulduğunu da düşünebiliriz… Yine de böylesi “lirik-coşkun ve dokunaklı” özellikler taşıyan “büyük eserler”in alevlerinin sönmesinin, nihaî bir şey olmayabileceğini, onlar birer “tilki” kurnazlığıyla kaleme alınmış yapıda oldukları için zamana meydan okuyabileceklerini de hesaba katarak… Hiç belli olmaz; bugün İngiliz edebiyatının yorganı altında bir kedi gibi uyuyan Ulysses, yarın bir gün bir “ejderha” dehşetiyle uyanıp İngiliz edebiyatının karşısına dikiliverir!
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 7, Temmuz 1997), ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -II-, (Yolculuk ve Sürücülük, Yelteniş ve Eriş) NOT: 6 Haziran 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.
Akademya Yazıları
ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -II- (MÜTHİŞ TÜRK KİM OLA Kİ?)
Yakında “Spice Girls” adlı İngiliz müzik grubu ülkemize gelecek ve bir konser verecek. Şimdiden yer yerinden oynuyor. Aslında ne müzikleri bizim hoşlandığımız müziklere benziyor, ne fizikleri… Onlara “kaldırım yosmaları” diyecekken, yanlışlıkla “baharat kızları” diyoruz ve onların bize getirecekleri “bahar”ı bekliyoruz. Herhâlde, bir arabeskçi, içinde bulunduğumuz durumu, onlardan daha iyi ifade eder ve acı bir baharat tadı hâlinde şöyle derdi: “Baharı bekleyeeen kumrular gibiii…” Evet, memleketçe içine itildiğimiz durum, bunu andırıyor. “İçine itildiğimiz durum” ve “yanlışlıkla” tabirlerinin çeliştiğinin farkındayız aslında. Ama ne yaparsınız ki, hakikatler bazen düz mantığa sığmıyor. Hakikatlerin bir “mantık” yüzü bulunuyor: Meselâ “Batı’da mezkûr müzik grubunu "güzel" buldukları için, biz de güzel bulmak zorundayız. Onlar öyle diyorsa öyledir.” Ne sorgulama, ne direnç, ne bir şey… Bir milletin “millet” olma haysiyetini elinden alacak her şey… Ama hakikatin tamamı bir mantığın içinde bulunmuyor: “Artık hiçbir şey düşünemez, değerlendiremez, kendi yerine başkasını düşünmeğe ve değerlendirmeğe lâyık görür bu kör gidiş, neden bütünüyle duvara toslamıyor, neden hâlâ büsbütün dağılıp gitmiyor da, yerine başka bir muvazene doğmuyor?” Cevab: Yanlışlıkla… Peki, tabiat bu yanlışlığa daha ne kadar tahammül edecek?.. __Fikirde “homongolos” seviyesidir bu. Ve en basit, en kolay bir hâdise karşısında bile bu hâlde ise, varın siz düşünün, Ulysses gibi girift bir mesele karşısında ne olur? Mütercimin kehaneti tuttu galiba: Reklâmların tesiriyle herkes Ulysses’e hücum etti ama, pek az kimse sonuna kadar okuyabildi. Okuyanların da eser hakkında kafalarında hiçbir fikir kıvılcımı belirmedi. Kitab hakkında ciddî bir değerlendirme görülmedi. Kitabı sonuna kadar
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 7, Temmuz 1997), ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -II-, (Yolculuk ve Sürücülük, Yelteniş ve Eriş) NOT: 6 Haziran 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.
Akademya Yazıları
Evet insana sermaye-i ömür ve cihazat-ı insaniye, mezkûr vezaif için verilmiştir.
Bismillâhirrahmânirrahîm, Fâtiha'nın fihristesi ve Kur'ân'ın mücmel bir hülâsası olduğu cihetle, bu mezkûr sırr-ı azîmin ünvanı ve tercümanı olmuş. Bu ünvanı eline alan, rahmetin tabakatında gezebilir. Ve bu tercümanı konuşturan, esrar-ı rahmeti öğrenir ve envâr-ı Rahîmiyeti ve şefkati görür.