Var olmazken ne olacağımı anlatan bir tür ön nevroz, bedenimi ve ruhumu üşütüyor; gelecekteki ölümümün bir anısı bu adeta, beni kendi içimde diken üstünde tutuyor. Bir sezgi bulutunun içinde, kendimi ölü madde gibi hissediyorum, yağmur altında uzanmışım, rüzgâr bana ağlıyormuş. Ve hissetmeyeceğim şeyin soğukluğu, şimdiki yüreğimi sıkıştırıyor.
Genç bir adamla bir genç kız, ikisi de dilsiz, işaretlerle konuşuyorlar. Ne kadar mutlu görünüyorlar! Demek ki söz mutluluğun taşıyıcısı değil, olamaz da.
Hep kabahati kaderimde buldum, ama öyle yapmasaydım nasıl göğüs gerebilirdim ona? Kaderi suçlamak, onunla uzlaşabilmek ve ona katlanabilmek için tek şansımdı. Dolayısıyla, ama korunma içgüdüsüyle ama taammüden, sonuçta bencillikle, onunla boğuşmaya devam etmeye mecburum.