70’li yıllardan itibaren Türk- İslam sentezi fikri neredeyse devlet ideolojisi haline getirildi ve milliyetçilik ile İslam birleştirilerek sol ideolojilere karşı toplum korunmaya çalışıldı . 12 Eylül 1980 darbesi sonrası MGK bildirilerinde ve eğitim politikalarında resmi hale geldi. 12 Eylül sonrası İmam- Hatip liselerinin sayısı arttı . Din dersleri seçmeli olmaktan çıkarılıp sorunlu ders oldu . Tarikat ve cemaatlerin önü açıldı .
Sayfa 75·Kitabı okudu
Din
1999’dan sonra Fethullah Gülen’e gösterilen teveccüh tersine dönmüş ve hem merkez medyaya hem de devlet kurumlarında Cemaat karşıtı bir hava hâkim olmuştu. 1999 yılının Haziran ayında Gülen’in vaazlarından derlenen konuşmalar medyaya servis edilerek, Cemaat’in “ılımlı İslami görüşlerinin” takiyye olduğu ve “bürokraside kadrolaşarak devleti ele geçirmeye çalıştığı” vurgulanmaya başladı. Daha öncesinde Orgeneral Çevik Bir, askerî bir heyetle Bülent Ecevit’i ziyaret ederek Cemaat’in “Cumhuriyet rejimini hedef aldığını” anlatan bir brifing vermişti. Ecevit, askerî heyete “[o] sizin düşünceniz. Ben eskisi gibi düşünüyorum” diyerek karşılık vermişti. Ecevit, Refah Partisi’ne karşı millî güvenlik eksenli bir refleksle devletin yanında yer alırken, Gülen Cemaati söz konusu olduğunda tam tersi bir tutum içinde oldu (Kınıklıoğlu, 2000: 10-11). Önce başbakan yardımcısı daha sonra ise başbakan olarak katıldığı MGK toplantılarında ne zaman Cemaat gündeme gelse hep aynı korumacı tavrı ortaya koydu (Sarıkaya, 29.03.1998; Hürriyet, 10.12.1999; Ergin, 03.03.2000).
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren ve kuvvet komutanlarından oluşan Milli Güvenlik Konseyi, yürürlükteki anayasayı, hükümeti, meclisi ve senatoyu feshederek vekillerin dokunulmazlıklarını ve temsilcilik sıfatını kaldırdı. Siyasi partiler, belediyeler ve birkaçı haricinde tüm dernekler kapatılarak yönetici ve üyelerinin görevlerine son verildi. Her türlü siyasal, sosyal ve kültürel faaliyet yasaklandı. darbeciler, 27 Mayıs’ta DP’yi ve istismar ettiği politik rejimi; 12 Mart‘ta ise devlet için “tehlikeli” hale gelen solu hedef almıştı. Bu iki darbe amacı ve etkisi bakımından nispeten sınırlıydı. Siyasal sistemin belirli alanlarında düzenlemeler yapılması gözetilmişti. Ancak toplumsal yaşamı adeta sıfırlayan 12 Eylül müdahalesi salt bir askerî darbe değil, düzeni kökten değiştirme amacı güden radikal bir dönüşüm süreciydi. Askerî yönetim iktidarı ele alır almaz NATO dahil tüm uluslararası anlaşmalara bağlı olduğunu ve yürürlükteki ekonomik programı devam ettireceğini bildirdi. MGK, bu açıklamayla bir bakıma Ecevit’i haklı çıkarmaktaydı. Ahmad da askerî darbenin nedenlerinden birisinin 24 Ocak kararlarının “sükûnet içinde” uygulanabilmesi olduğunu belirtmekteydi.
Alıntı
İrticayı 1999 yılında öngören Prof. Dr. Cahit Tanyol
İmam Hatip Okullarının amacı din adamı yetiştirmektir. Fakat bu okullar fırsatlardan yararlanarak eski medreselerin hortlatılmasına zemin hazırlamıştır. RP'nin yer almış olduğu koalisyon döneminde meslek okullarına üniversiteye girme hakkı tanındı. Refah Partisinin bu kanunu çıkarmaktaki ama­cı İmam Hatip çıkışlıların devletin köşe başlarını tutmasını sağlamaktı. Bütün çabalarına rağmen yanız Harbiye'ye gire­mediler. Biraz mırıldandılar, pabuç pahalı geldi. Öğretim hakkı dediler. Devletin diğer örgütlerine sızmak suretiyel su­başlarına kendi adamlarını yerleştirdiler. Bir de görüldü ki, mülki idare başta olmak üzere, devlet mekanizmasının bütün köşe bucakları imam Hatip kökenlilerle doldurulmuş. Milli Eğitim Bakanlığı, Talim Terbiye Kurulu onların eline geçmiş. **Üniversitelerin her dalında molla kılıklı öğretim üyelerinin sa­yısı çoğalmış, liselerde felsefe ve sosyoloji dersleri itelene­rek kapı önüne atılmış. Onların yerine, bütün sınıflara zorun­lu din dersleri konulmuş. Her üniversitede bir İlahiyat Fakül­tesi, her ilde bir İslam enstitüsü, sayısı yüz binleri bulan kız ve erkek imam Hatip Okulları ve bir o kadar Kur'an kursları, bütçesi ve kadroları alabildiğine şişkin bir Diyanet İşleri Baş­kanlığı, sayılı milyonların çok üstünde cami ve mescit yapma seferberliği... bütün bunlar tabanda bir siyasi sömürü ağının dayanakları. Şu anda Türkiye bir irtica ve din sömürüsüne teslim olmuş durumda. Şu anda Türkiye'de her gün Mene­men olaylarına taş çıkaracak irtica suçları işlenmektedir. Her gün üniversitelerin önü, camilerin çevresi polis kordonu altın­da. Yapılan gösterilerin amacı devleti çürütmek, kanunları iş­lemez hale getirmek. Türban gibi anlamsız bir olayın, ikide bir insan hakları maskesi altında Türkiye Büyük Millet Mecli­si'ni, Anayasa Mahkemesi'ni,
"Altsheymer əmgək payına erkən mərhələlərdə təsir göstərir. Şəxsdənkənar məkan barədə daxili təsəvvürlərimiz məhz bu nayihədə saxlanılır."
Sayfa 160 - Yay Nəşriyyat·Kitabı okudu
25 Ağustos 2004’teki MGK toplantısı yapıldığında AKP, iktidardaki ikinci yılını doldurmak üzereydi. 15 Temmuz darbe girişiminden 12 yıl önce yapılan bu MGK toplantısının konusu, Gülen Cemaatinin gelecekte yaratacağı tehlikeye işaret ediyordu. Toplantıda, “Fethullah Gülen Grubunun Faaliyetlerine Karşı Alınması Gereken Tedbirler” başlığıyla, cemaate karşı bir eylem planı hazırlanması tavsiye kararı olarak dönemin TSK yönetimi tarafından AKP Hükümetine bildirilmişti. Dönemin cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve 5 ayrı bakanın yanı sıra Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ve MGK’nin diğer asker üyeleri olan ve her biri Fethullahçılarca hapse gönderilen kuvvet komutanları tavsiye kararının altındaki imzaların sahipleriydi. Önerinin sahibi olan TSK, karar uyarınca oluşturulacak eylem planı çerçevesinde Gülen Cemaatinin yurt içi ve dışındaki faaliyetlerinin hassasiyetle takip edilerek ileride yaratabileceği tehlikelere karşı radikal tedbirler alınmasını öneriyordu. Gizli olan MGK kararları Taraf gazetesinde yayımlandıktan sonra AKP’nin de seçmen tabanını oluşturan muhafazakâr kamuoyunda oluşan tepkiler üzerine hükümetten peş peşe açıklamalar yapıldı. Açıklamaların ortak noktası; kararların tavsiye niteliğinde olduğu ve hükümetçe yok sayılarak hiçbir zaman uygulanmadığıydı. Dönemin başbakan başdanışmanı olan Yalçın Akdoğan Twitter hesabından, “2004’teki MGK kararı hükümet tarafından yok hükmünde kabul edilmiş, hiçbir bakanlar kurulu kararı alınmamış, hiçbir işlem yapılmamıştır” açıklamasını yapmıştı. Dönemin başbakan yardımcısı Bülent Arınç da “10 yılda MGK’de kabul edilen hiçbir şey hayata geçirilmediği gibi biz, dindarları, dini grupları mağdur edecek hiçbir şeyi hayata geçirmedik. Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin
Alıntı