Yunan işgali sırasında Anadolu’dan İstanbul’a babasını aramaya gelen Mebrure’nin hikayesini okuyoruz Sözde Kızlar kitabında. İstanbul’da tanıdığı tek akrabasının evine gidiyor ama ev halkı ve yaşantılarını çok değişmiş bir şekilde buluyor. Bu kısımlarda bir doğu-batı çatışmasına daha doğrusu yanlış batılılaşmaya değiniyor Peyami Safa birçok kitabında olduğu gibi. Mebrure bu süreçte iyi kötü bir sürü insanla tanışıyor. Biz de bu süreçte hangi yolu seçecek diye heyecanla okuyoruz. Mebrure dışındaki karakterler üzerinden de birçok konuya değiniyor aslında yazarımız. Okuması eğlenceli ve diğer Peyami Safa kitaplarına göre bence akıcıydı. Biraz Yeşilçam filmi tadında, dönem kitapları okumayı sevenler için okuması keyifli bir kitap.
Yine yıllardır okumayı ertelediğim bir kitap. Sanırım bu nedenle beklentimi fazla yükseltmişim ki ufak bir hayal kırıklığı yaşadım. Yazıldığı döneme göre çok etkileyici olan bu kitap sanırım şu dönemde okuyunca etkileyiciliğini biraz yitirdi. Kitabın başlarında konuyu ve karakterleri anlamakta zorlandım ama sonrası aktı gitti. Kitabı küçük bir kız çocuğun dilinden okuyoruz. Bu da hikayeye masum bir taraf katıyor bence. Konu ırkçılık ama çocuk gözüyle Scout olaylara bir anlam veremiyor. Sadece babası için korkuyor. Zaten çok popüler bir kitap ama spoiler olmasın diye yine de çok detaya girmek istemedim. Verdiği mesajlar açısından dönemine göre gerçekten cesur yazılmış bir kitap. Özetle “Keşke hiçbirimiz o çocuk yönümüzü kaybetmesek, hepimiz daima o masumiyetle bakabilsek dünyaya.”