Bir Kişi Değil, Bir Toplum Projesi
Kitap boyunca anlatılan o absürt olaylar silsilesi, aslında tek bir adamın kurnazlığı değil; bir kasabanın, bir şehrin, hatta bir ülkenin el birliğiyle inşa ettiği devasa bir illüzyondur.
Aziz Nesin’in 1961 yılında kaleme aldığı "bu eser üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen tazeliğinden hiçbir şey kaybetmemiş, adeta "zamansız" bir başyapıt.
Kitabı bitirdiğinizde dudaklarınızda acı bir tebessüm kalırken, zihninizde tek bir soru yankılanıyor: Zübük mü suçlu, yoksa onu var eden bizler mi?
Nesin, politikayı sadece bir dekor olarak kullanır. Asıl mesele; cehalet, kurnazlık, dalkavukluk ve çıkar ilişkilerinin sarmalındaki "toplum" yapısıdır.
"Zübüklük" Bir Karakter Değil, Bir Hastalıktır:
Kitabın en vurucu noktası, Zübükzade’nin her düştüğünde daha yükseğe sıçramasıdır.
Aziz Nesin burada toplumsal hafızasızlığımıza ve "güçlüye tapma" eğilimimize sert bir eleştiri getirir. Yazara göre Zübüklük, sadece İbrahim Efendi’ye mahsus değildir; ona kanan, ona yol veren, ondan çıkar uman herkes bu hastalığın bir parçasıdır.
Nesin’in ustalığı, bu kadar ağır bir toplumsal eleştiriyi kahkahalar attırarak okutabilmesidir.
Taşra bürokrasisinden kahvehane dedikodularına kadar her detay o kadar canlıdır ki, okurken kendinizi o tozlu Anadolu kasabasında, Zübük’ün nutuklarını dinlerken bulursunuz.
"Şimdiye kadar onca Zübük tanıdım, ama hiçbiri kendiliğinden Zübük olmamıştı. Bizler birleşerek onları Zübük yapıyorduk."
Nesin, bireyleri suçlamak yerine sistemin işleyişindeki çarpıklığı deşifre eder.
Çıkar ağlarının nasıl örüldüğünü, dürüstlüğün nasıl "enayilik" olarak pazarlandığını ve cehaletin nasıl bir silaha dönüştüğünü iliklerimize kadar hissederiz.
Hikayelerin sonu hep benzer bir kapıya çıkar; aldatan ve aldatılan arasındaki o ince çizgi