Satanistler kendi isteklerini ve değersizliklerini insanlara empoze etmek ve bütün dünyaya satanist yapmak istiyorlar. Planları son derece gelişmiş olup satanik ritüeller farkındalığı olmayan kitlelere sahne gösterileri videolar müzik ve sinema filmlerinin arkasında gizlenmiş olarak sunuluyor. Hepsi görsel ve işitsel frekanslar ve semboller içererek izleyicinin aklını ve algılanmasına gasp ediyor. Michael Jackson'ın Thriller albümündeki satanik alemleri keşfettiği son derece açık ve zaten videonun sonunda da gözleri sürüngen gözüne dönüşüyor.
Kültür optimistleri kimler? Onlar popülistler; çağcıllığın pazarlanmasının savunucuları; çeşitli medya kanallarının, tarz ve janrların hayranları; elitist kültürün, hiyerarşi ve sınıfın iftiracıları; tekno kültürün ve bunun içerdiği her şeyin hayranları; hızın, küreselliğin ve moda olan her türden kültürel çöplüğün fanları. Versace ve Virgil, Naomi Campbell ve Virginia Woolf, Michael Jackson ve James Joyce, Madonna ve Mickey Mouse, Zeyna ve Sappho, rap ve pop, Dr. Atkins ve Martin Amis, tanınmış ve ötekileştirilmiş olanlar, siyah ve beyaz, Tom Clancy ve Paul Virilio; tümü kültürel mega alanda karmaşık biçimde iç içe geçiyor. Mega-karmaşa ise modernitedir.
Diğer yandan, çok sayıda Batılı Asya'nın çöküş hikâyesini ekonomilerin ahbap çavuş kapitalizminin günahların kaçınılmaz cezasını çektiğini söyleyerek bir tür ahlak oyununa dönüştürdü. Felaketten sonra herkes bölgedeki aşırılık ve yolsuzluklarla ilgili bir hikâye anlattı -bunlar finans şirketleriyle, Malezya'nın "teknoloji koridoru" konusundaki devasa planlarıyla, Suharto ailesinin edindiği servetle, Koreli holdinglerin yaptıkları tuhaf çeşitlilikte işlerle (bir iç çamaşırı şirketinin bir kayak merkezi satın aldığını ve sonra onu Michael Jackson'a sattığını biliyor muydunuz?) ilgili hikâyelerdi.Fakat bu ahlak oyunu en azından iki açıdan sorunludur.
Birincisi, ahbap çavuşluk ve yolsuzluk Asya'nın gerçeği olmakla birlikte, ortaya yeni çıkmamıştı. Kore'nin chaebolleri esas olarak modern şirket görünümündeki aile işletmeleriydi, ve sahipleri onyıllardır özel muamele görmeye alışkındı; krediler, ithalat lisansları, devlet teşvikleri konusunda ayrıcalıklıydılar. Ve bunlar muazzam bir ekonomik büyümenin gerçekleştiği onyıllardı. Batı standartlarıyla değerlendirildiğinde hiç de iç açıcı bir sistem olmadığı halde otuz beş yıl boyunca mükemmel işlemişti. Aynı ölçüde olmamakla birlikte, benzer şeyler krize yakalanan diğer ülkele için de söylenebilir. Bu arızalar niçin daha önce değil de 1997'de önemli hale geldi?
Deri rengine göre bir insana seslenmek her durumda ırkçılıktır. Bu sorunun merkezi ABD'de, “negro” ve türevleri en aşağılayıcı ifadelerdir. Türkçe'deki söyleyişte “zenci”, deri rengi farklılığını küçümseyici ve aşağılayıcı bir tarzda belirtmek için söylenen “negro” gibi tınlamaktadır. ABD'de “black” ve Türkçe karşılığıyla siyah ya da siyahi için de tepki duyanlar vardır; “Biz size deri renginizle hitap etmiyoruz.” diye. Öte yandan “black”i bir kimlik olarak kabul edip sahiplenen, haksızlığa ve aşağılanmaya karşı eşitlikçi bir mücadelenin sembolü olarak öne çıkaranlar da vardır. ABD'de ırkçılık karşıtı mücadelenin öne çıkan örgütü Black Panthers (Kara Panterler de denmektedir, Siyah Panterler de) adını taşımaktadır. Son olarak, Black Panthers'ın Avrupa'daki destekçilerinden değerli büyüğümüz Jean Genet, bildiğimiz kadarıyla henüz Türkçe'ye çevrilmemiş olan “The Blacks” adlı oyunun girişinde sorduğu soruyla buradaki “siyah”ın anlamını da deşifre etmektedir: “What's black? What's the colour of black?”
Beyaz Türklere gelirsek; sözcüğü tedavüle sunan Ertuğrul Özkök başta olmak üzere, onlara söylenecek laf çoktur. Yoksullara ve sonradan bakıldığında “yoksulluğu hak edenlere” karşı, doğululara ve doğudan gelenlere ya da içlerinden söyledikleri şekliyle “kıro”lara karşı, banliyölere ve banliyöden gelenlere, bıyıklılara, kara kuru’lara karşı; inşaat işçisinin kavruk bedenine, çöp karıştırmaktan kararan ellere karşı ve tabii ki ayrımlara karşı çıkanlara karşı üstünlüğün “gizil” ifadesidir beyaz Türklük. Duvarında asgari ücret bildirim çerçeveleri bulunan Hacıoğlu Lahmacun, Yurtiçi Kargo, Aslı Börek gibi yerlere hiç girmeden; steril bir yaşam, özel siteler, özel eğlenceler, özel okullar, 4x4'ler, hem milliyetçi hem evrensel açılımlar, Avrupai pop parçalar, Michael Jackson tarzı
Bertrand Russell'a göre isimler aslında kısaltılmış betimlemelerdi. Örneğin, "Michael Jackson," adı, "tuhaf burun estetikli, pembe tenli şarkıcı" tarifinin kestirme söylenişiydi...