Sabahattin Ali’nin Raif Efendisi girdi bir gün hayatıma. Bana önce yalnızlığını anlattı. Bütün ömrünü tek başına, kimseye içini açmadan geçirmişmiş bu Raif Efendi. Kendisinin bir ruha sahip olduğundan bile haberi olmadığını söyledi bana. Sonra bir gün karşısına çıkan bir resimle bütün hayatı değişivermiş ve yıllardır artık kendisine ait bir parça gibi gördüğü yalnızlığını bitirecek bir kadınla karşılaşmış: Maria Puder.
Raif Efendi’nin iki tür yalnızlığı var: ilki, kendine kurduğu tek kişilik dünyada, hiç şikâyet etmeden, başka türlü bir hayatın mümkün olabileceğine ihtimal vermeden yaşadığı yalnızlık. İkincisi, Kürk Mantolu Madonna’yı tanıdıktan, dünyasını ona açtıktan sonra onun gidisiyle yaşadığı yalnızlık. İlk başta dayanılır olan yalnızlığı, Maria Puder’den sonra çekilmez oluveriyor, çünkü “bir ihtimal daha var” artık.
Ah Raif Efendi ah, sen anlatınca yalnızlığını, senle beraber ben de yalnız kaldım sanki, hem de Maria’yı hiç görmeden. Paylaşılır bir şey olsaydı, aşkının olmasa da yalnızlığının birazını alırdım omuzlarından. Gerçi kimse kimsenin yerine yanmazmış, kimsenin yangını da kimseye uymazmış, o da ayrı hikâye.