tahmis okumaları / 2
“Hak tecelli eyledi zātından oldı rü-nümā Cümle 'älemden hüläsa ādem oldı muțlakã Vechine mirat idindi kıldı anı ıstıfa İki kāşuñ arasında çekdi hațt-ı istivă 'Alleme'l-esmã yı ta' lim itdi ol hatdan Hudā” •hatt-ı istiva, burada ekvator çizgisinden ziyade insanın iki özelliğini ayıran bir düz çizgi; belki insanın maddesiyle manasını bir araya getiren bir hat. mevlevihanelerde şeyh postunun da bulunduğu mihrap ile kapı arasında da bir hatt-ı istiva bulunur ve dervişler burayı da selamlarlar. “Kendüni mürşide ir gür ta ki kendün bilesün Men 'arafsırrını yå Hü yine sende bulasuñ Bilmez iseñ nefsüni oldem ki bilmem no'lasun Secde eyle Âdem'e tã kim Hakk'a kul olasun İden ademden ibã Hak'dan dahi olur cüdã” • “nefsini bilen, rabbini bilir” sırrının yolunu, büyükler tecrübesiyle kolaylaştırıyor… “Sanma elvän căme ikså eyleyüp giymek harir Ädemiyet bu degildür olma a'mã ol başir Hakk'ı kim 'ārif olursa şübhesiz oldur emir Kenzün lā yefnä-yı bilmez kandedür illă fakir Bahr-ı bi-pāyãnı bulmaz itmeyen terk-i sivā” • Güzel insanların gönlü tükenmeyen hazinedir… O'nun dışındaki bütün sevdalardan vazgeçmek… bu sevdalardan vazgeçince kenz-i lâ-yefnâ ile tanışıyorsunuz. (‘manevi susuzluğumu sonsuz denizinden kandıracak zatı bana bildir’) “Hakk'ı bilmez bunda anda kendi nefsin bilmeyen Hem bu 'ilmi añlamaz bir 'arif-i Hak bulmayan Eylemez seyr-i ilã' llăh iki kerre togmayan
Bölüm 2 °•●
O dem ki kara haberlerle hatt-ı yâr gelir O an sevgilinin ayva tüyleri kara haber gibi gelir. Bahâr u sebzeyi anma dile gubâr gelir Baharı ve yeşilliği anma; insanın içine keder çöker. 🌘 Hayyât-ı gamze kâle-i cânı keser biçer Sevgilinin yan bakışı can kumaşını kesip biçer. Bilmez aman o şûh amânı keser biçer O cilveli sevgili merhamet bilmez, aman dileğini bile parçalar. 🌒 Elif kadd dilbere olma mukarin nûn olur kaddin Sevgilinin düzgün boyuna yaklaşma; eğrilip “nûn” harfi gibi olursun. Bu davanın güvâh-ı adli hakku noktası nâdır Bunun en doğru şahidi “nûn”un noktasıdır. 🌑 Teşbih eder hezâr gülistâna ruhların Yüzlerini binlerce gül bahçesine benzetirler. Sadberk-i leb şügüftesi yüz gülsitân değer Açılmış dudaklarının bir yaprağı yüz gül bahçesi eder. 🌕 Saadet-i dü cihan gûşe-i ferâğdadır İki dünyanın mutluluğu huzurlu bir köşededir. Bununla kıble-i hâcât-ı halk olur mihrâp Bu yüzden mihrap, insanların dilek yönü olur. 🌘 Ne nazik cilvelerle gelmiş idin geldiğin günler Geldiğin gün ne ince nazlarla gelmiştin. Ser-i peykân-ı müjgânınla bağrım deldiğin günler Kirpik oklarının ucuyla bağrımı deldiğin günler… 🌒
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Arap Camii bilinmeyen
1913' de yapılan onarımlardan birinde caminin avluya bakan duvarına bitişik bulunan hünkar mahfili merdiveni yerinden kaldırılır. Sonradan bunun yerine açık bir türbe yapılır. Bu türbenin Arap komutanı Mesleme bin Abdülmelik'e ait olduğu sanılmaktaysa da bu zatın gerçek türbesi Şam'dadır. Mahfilin kaldırılması esnasında civarda oturan ve nüfuzlu bir zat olan Giritli Kalfa Mustafa Efendi'nin eşi İnayet Hanım rüyasında bir Arap Dede görür. Dede kendisine mezarının burada bulunduğunu söyler. Rüyada görülen dedenin komutan Mesleme’ye ait olduğunu kabul eden Mustafa Efendi’nin gayretleriyle buraya üstü açık, parmaklıklı ve beton mermerle ufak bir türbe inşa edilir. Cami içinde mihrabın sol tarafında bulunan kubbeli küçük oda, Mesleme bin Abdülmelik’in çilehanesi olarak kabul edilir. Burada camiye ait sakal-ı şerifler, Kabe örtü parçası, tarihi değeri bulunan el yazması Kur’anlar, tefsirler ve buna benzer kutsal emanetler korunmaktadır. Sadece kadir gecelerinde ziyarete açılan bu odada küçük bir mihrap da bulunmaktadır. Araştırmacı Yazar : Can Alpgüvenç -Tarih Düşünce Dergisinden
Alıntı
90'ları Yaşayıp Özleyenler Burada mı?
90'lar İstanbul'un da Hasköy de küçük bir mahalle. Mihrap babasının arkadaşının bir oğluyla 2 yıl evli kalmış ve Doğan' in aldatmasıyla evlilik son bulmuş. Hükumet gibi kadın olan annesi Asiye ile birlikte yaşayan ve bir tuhafiye işleten genç bir kadın Mihrap. Mihrap aşık olmak istiyor ve oluyor da. Ercan (Dalyan ) Ama aşkı istemek mi mutluluk yoksa onu doyasıya tatmak mi ? Kitap boyunca umutlarını, hayal kırıklıklarını,  iç dünyasını Mihrap' ın ağzından dinliyoruz.  Bu kitap yalnızca bir aşk hikayesi anlatmıyor 90'lar döneminin ruhunu gözler önüne seriyor.  O yılların; sokak kültürü,  insan ilişkilerinin doğallığı, bu günün hızına yenik düşmüş samimiyetleri yeniden hatırlatıyor. Aldatma dedektifliği , kaçak et kesimi, Uğur Dündar :) Asiye nin gençlik aşkı Adnan Gürses , Çarkifelek programında fenalaşması :) Anne kız devlet hastanelerinde check up yaptırmaya bayılmaları:) Babasının vasiyetiyle ruh çağırma seansı:) İstemeden şeyh Mihrap oluşu (büyücü) :) Mahalle bakkalları ( köşe market Muzaffer),  çeyiz evleri, televizyon dizileri (zamanın elleri programı tv64)," şarkını söyle" ses yarışması, kupon biriktirme, milenyum çılgınlıklari,caya batırılan bisküviler,  Tarkan, Sezen Aksu, Bendeniz, ... vs "Annemin bir lafi vardır: Birinin canını sikacaksan, hatalarını bulup yüzüne vur; hataları derdi olur diye "(s18) Kitabı okumadım da evime misafir geldi sanki Mihrap, oturduk çay içtik,dertleştik, güldük, ağladık. Mihrap sayesinde tüm mahalle ile tanıştık. Jüli,Tülay abla, Ayten Abla,Sevgi,Füsun, Nilgün,Şuşu ,Diclee ... Hepsinin kendi içinde yarim kalmis hikayesi vardi. 90'lari yaşayabilmis insanların ve o günleri özleyenlerin anlayacağı bir samimiyetle yazılmış akıcı, esprili bir dili var Sinem Sal in kalemine sağlık ve sen hep yazmaya devam et.
Aşk ve zillet Şeyh-i San'an'ın Hikayesi Ferideddin-i Attar, Mantık Al-Tayr adlı mesnevisinde, padişahlarını aramak üzere bir araya gelen kuşların serüvenini hikâye eder. Kuşlar böyle bir heves içindeyken Hüthüt gelir ve onlara zaten bir padişahları olduğunu, fakat o padişahın "binlerce nur ve zulmet perdeleri ardında bulunduğunu ve adının Simurg olduğunu" bildirir ve: "Gelin onu arayıp bulalım" teklifinde bulunur. Uzun müzakerelerden sonra kuşlar yola çıkmaya karar verir. Yollar meşakkatlidir. Simurga ulaşabilmek için istek, aşk, marifet, istiğna, tevhit, hayret ve fakr u fena adlarını taşıyan yedi vadiyi geçmeleri gerekmektedir. Bunları aştılar mı Simurg'a ulaşacaklardır. Yüzlerca kuştan ancak otuz tanesi menzile ulaşır. Yola çıkan kuşlardan kimisi bazı hicaplara takılır, kimisi yem aramak için bir yere dalar, kimi açlıktan, susuzluktan kırılır. Böylesine çetin ve meşakkatli bir yolculuktur. Yolculuğun aşk vadisinde, kuşlara bir yılgınlık düşer. Hüthüt'e: "Bizim bu uçuşumuzla bu yol biter mi?" diye sorarlar. Hüthüt onlara şu cevabı verir: "Aşık olan canını kayırmaz, canını terket, canını attın mı yol biter. Yolun bağı candır, canını ver, sevgilinin yüzünü gör. Sana imandan çık derlerse, candan vaz geç diye hitap gelirse, imandan da, candan da vaz geç. Böyle şey caiz değil, diye itaraz edene, de ki, aşk küfürden de yücedir, imandan da, aşkın küfürle, imanla ne işi var? Aşık bütün harmanı ateşe verir, başına testereyi korlarsa, sabreder, tenini biçtirir! Aşka dert ve gönül kanı gerek, derdin yoksa bizden ödünç al! Aşka perdeleri yakan bir dert gerek! Aşkın bir zerresi bütün âlemden iyidir; derdin bir zerresi de bütün âşıklardan iyidir. Aşk, daima kâinatın içidir, ama dertsiz aşk, tam aşk değildir. Meleklerde aşk vardır, dert yok. Dert, adamdan başka mahlûkta bulunmaz.
Alıntı
Gönül; güneşi mihrap edinirse, ışığı da aşkı da kendiliğinden içine çeker, ve her nefes ilham olur; ruhun derinliklerinde yankılanan bir dua gibi, her karanlık anı aydınlığa dönüştürür. ___ /Güven Taşdemir