Mihroş

Yalnızlıktan zevk almak, yalnızlığa mahkûm olma korkusuna engel değildi. Bu endişeyi hep taşıyordu yaşlı adam. Belki de gece duyduğu sese karşı o kadar duyarlı oluşu bu yüzdendi. Koltuğundan kalktı ve pencerenin önüne giderek, gözlerini en uzak noktaya dikti. Kendi korkularını ya da zaaflarını fark ettiği zaman hep bunu yapardı. Görebildiği en uzak noktayı algılamaya çalışır, dünyanın büyüklüğünden ve milyonlarca yıllık tarihinden güç alırdı. Yaşam cömertti ona göre. Yok olanların kendisine bıraktığı mirası yutmuyor, var olanlara sunuyordu. Bu sayede, kendi üretmediğimiz pek çok şeye sahip oluyorduk. Eğer biz de bir şeyler üretebiliyorsak, o zaman sahip olduklarımızı ve dünyaya bırakacaklarımızı arttırabiliyorduk. Yalnızlık ise bu kadar varlıkla donatılmış bedenimizin, diğer canlı bedenlerden uzak olmasından başka bir şey değildi.
Reklam
Her yeni günün bir önceki gün ile aynı olmayacağını bilmek ona heyecan verirdi. Oysa gençliğinde çok başka düşünür, yaşlı insanların yaşamdan daha az zevk aldığını zannederdi. Çünkü o zamanki mantığına göre yaşlılık, ömrünüzün sonuna geldiginizin habercisi idi. Bunu bilen bir insan ne kadar coşku duyabilir, yaşadığı günden ne kadar tat alabilirdi ki? O zamanlar insanın ancak önümde uzun bir yaşam olduğu düşüncesi ile mutlu olabildigini zannederdi.
Seninle birlikteyken beraberliğimizi bir yere kadar paylaşabiliyorum, sonra senin bambaşka bir alana girdiğini hissediyorum, benim için ulaşılması mümkün olmayan. İşte o zaman bir batılı olduğumu anlıyorum.
Sayfa 242 - Metis yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Sanki bir perde inip bir zamanlar tanıdığım her şeyi örtmüştü. Yaşama yeniden başlamak gibiydi. Renkler farklıydı, kokular farklıydı, şeylerin içimde yarattığı duygular farklıydı. Korkmam ve mutlu olmam bile değişmişti.
Sayfa 199·Kitabı okudu
Alıntı