"Göremediğin bir hedefi asla tutturamazsın. İnsanlar tüm yaşamlarını refaha ulaşma tutkusuyla daha mutlu, daha dolu dolu geçirme hayalleri kurarak tüketirler. Dharma'ları yani yaşamlarının gerçek anlamı üzerinde derin derin düşünüp amaçlarını bir kenara yazmak için ayda on dakika harcamanın önemini kavrayamazlar. Hedef koymak yaşamınızı muhteşem hale getirir. Dünyanız zenginleşir, daha haz verici, sihirli bir yer olur."
"Uyuyarak, dinlenerek veya zamanını bir aylak gibi geçirerek gerçek mutluluğu bulamayacağını hatırla. Benjamin Disraeli'nin söylediği gibi, 'Başarının sırrı, amaçtaki istikrardır.' Aradığın mutluluk, kendini başarmaya adadığın değerli amaçlara yönelmek ve sonra da onları daha iyiye götürmek için her gün çaba harcamakla elde edilir. Bu, en önemli şeylerin hiçbir zaman en az önemli şeylere feda edilmemesi gerektiğini söyleyen edebi felsefenin doğrudan uygulanmasıdır."
Korkunç bir şeydi bu: ne tam diri, ne tam ölü olduğumu hissetmek. Bir canlı cenazeydim artık; ne beni diriler dünyasına bağlayan bir şey vardı, ne de ölümdeki unutmadan, huzurdan yararlandığım.
Ben sadece uzak ve biçare bir seyirciydim, onlarla aramda derin bir uçurum açılmıştı, anlıyordum. Bugün boştu kalbim ve çalılar bitkiler o zamanlardaki büyülü kokularını yitirmişlerdi, anlıyordum. Servilerin arasında boşluklar, fasılalar belirmiş, tepeler kavruklaşmıştı. Ben eski ben değildim; çağırsaydım getirseydim de konuşsaydım onunla, duymaz anlamazdı beni. Yüzü eskiden tanıdığım bir adamın yüzü olurdu da benim yüzüm olmazdı, benim bir parçam bile olmazdı.