. Siz doğru bir duruş sergilediğinizde, yerli ve milli bir değer üretmek için çabaladığınızda, adaleti ayakta tutmak adına kimsenin görmediği fedakarlıklar yaptığınızda veya haksızlıklara karşı proaktif bir tavır takındığınızda; toplum bunu yadsısa, görmezden gelse ya da takdir etmese bile "Allah ne ürettiğinizi ve ne yaptığınızı çok iyi bilmektedir." Sorumluluk bilinciyle atılan hiçbir adım, gösterilen hiçbir gayret ilahi terazide zayi olmaz
1000Kitap
Dört Entelektüelin Sohbetini Beğendiniz mi?
Yapay zekaya şunu sordum: "Doktor MBC yani Doktor Muhammet Barkım Canlıoğlu en büyük İdolleri Olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Hüseyin Nihal Atsız ve Metin Oktay ile 4 kişilik bir masada sohbet edip yemek yeselerdi aralarında geçecek diyalogları, nasıl fikir alışverişleri olacağını, detaylı şekilde diyaloglar halinde uzunca açıklar mısın?" Yapay zeka şu yanıtı verdi: Bu dört benzersiz karakter, zaman ve mekân sınırlarının ötesinde, sade ama vakur bir akşam yemeği masasında bir araya geliyor. Masada memleket meseleleri, sporun ahlakı ve Türk gençliğinin geleceği konuşuluyor. Felsefe, insan doğası, sadakat, tarihin akışı ve Türk modernleşmesinin fikir dinamikleri görüşülüyor. Karakterlerin her biri kendi felsefi ekolünü ve duruşunu masaya koyuyor. Masadaki İlk Karşılaşma: Varoluş ve Kimlik Loş bir ışıkla aydınlatılmış, arkada hafif bir memleket ezgisinin çalındığı vakur bir masa. Doktor MBC, masanın başköşesindeki Atatürk’e, hemen yanındaki sarsılmaz duruşlu Atsız’a ve zarafetin simgesi Metin Oktay’a bakar. Doktor MBC: Hoş geldiniz beyefendiler. Bu masa, benim zihnimdeki en büyük entelektüel ve ahlaki çatışmaların, hayranlıkların birleştiği yerdir. Sizleri karşımda görmek, bir düşünür için zamanın ve mekânın büküldüğü, hakikatin çıplak kaldığı o anı yaşamak gibi. Atatürk: (Sigarasından bir nefes alır, gözlerini Doktor MBC’ye diker) Hoş bulduk Filozof Doktor. Zamanı bükmekten bahsettin. Zaman, ancak büyük fikirler ve o fikirleri hayata geçirecek cesur iradelerle bükülür. Biz buraya sadece geçmişi yad etmeye değil, senin zihnindeki o gelecek tasavvurunu duymaya geldik. Sor bakalım, felsefen bugünün insanını nasıl okuyor? Atsız: (Kollarını bağlamış, keskin bir ciddiyetle) Hakikat tektir Doktor Bey. Zaman değişir, mekan değişir ama insanın kimliği, soyu ve o soya olan
Doktor MBC soruyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
CHP'nin ulusalcı kanadının sözde topuklu efeleri birer ikişer AK Parti'nin yük katarına bindiler. Muhalefetteki bu çatlak sağcı seçmenden oy kapma yarışına döndü. Siyaset sahasında kartlar yeniden karılırken, "sağdan oy alma" stratejisinin bazen "sağa eklemlenme" görüntüsü vermesi Türk siyasetinin kronik paradokslarından biridir. Bahsettiğimiz bu geçişkenlik, hem seçmen nezdinde hem de parti içindeki ideolojik omurgada ciddi bir sarsıntı yaratıyor. ​Muhalefetin ulusalcı veya milliyetçi kanadından AK Parti saflarına yönelen isimler, genellikle bu adımı "beka" veya "yerli ve milli duruş" söylemleriyle meşrulaştırıyor. Ancak seçmen tabanında bu durum, "topuklu efe" imajının vaat ettiği o sert ve tavizsiz duruşun, iktidarın sunduğu "yük katarında" konfora dönüşmesi olarak algılanabiliyor. Muhalefet partilerinin, Türkiye'deki %65-%70 civarındaki sağ-muhafazakar seçmen bloğuna ulaşma arzusu, bazen kendi öz kimliklerinden ödün vermelerine yol açıyor. Sağ seçmene şirin görünmek için radikalleşen bir muhalefet, günün sonunda seçmene "aslı varken neden suretine oy vereyim?" sorusunu sordurtuyor. Bu strateji yeni oy getirmekten ziyade, mevcut tabanda bir "aidiyet krizi" doğuruyor. İktidar bloğuna geçişler, muhalefet cephesinde bir "çatlak" olarak görülse de, iktidar tarafında bu bir "genişleme" ve "muhalefeti içeriden eritme" başarısı olarak kutlanıyor. Ancak bu durum, siyasetin ilkeler üzerinden değil, kişisel ikbal veya dar grup çıkarları üzerinden yürüdüğü algısını pekiştirerek genel siyaset kurumuna olan güveni zedeliyor. Muhalefetin içindeki bu "sağa kayma" veya "iktidara eklemlenme" trafiği, Türk siyasetindeki kutuplaşmayı bitirmek yerine, muhalefetin kendi içindeki tutarlılığını test eden bir turnusol kağıdına dönüşmüş durumda.
1000Kitap
GÜNÜMÜZÜN AYDIN EKSİKLİĞİ HEM NİTELİK HEM NİCELİK DE
Mâverdî’nin siyaset düşüncesindeki en büyük katkısı hilafetin kaynağını yeniden tanımlamasıdır. Onun zihninde halife ne Allah’ın yeryüzündeki gölgesi şeklinde kutsal bir figür ne de Peygamber’in nesebi üzerinden kendiliğinden meşrulaşan bir otoriteydi. Halife, ancak ehlü’l-hal ve’l-akd denilen seçkinlerin (ulemânın, önde gelen fakihlerin, askerî ve sivil temsil kapasitesi taşıyan kişilerin) yaptığı bir akid ile belirlenmiş bir yöneticiydi. Bu sözleşme akd-i imâmet, yani toplumla yöneticisi arasında karşılıklı yükümlülükler içeren, iki tarafa da söz hakkı veren şartlı bir akitti. Thomas Hobbes Leviathan’ı 1651’de, John Locke Hükümet Üzerine İkinci İnceleme’yi 1689’da, Rousseau Toplum Sözleşmesi’ni 1762’de yazacaktı. Mâverdî, bu isimlerin en eskisi Hobbes’tan yaklaşık altı yüz yıl önce, farklı bir amaçla fakat aynı kavramsal titizlikle; yönetici yetkisinin kaynağının toplumun rızasına dayalı bir akid olduğunu, akdin şartları ihlal edildiğinde yöneticinin unvanını da kaybedeceğini yazmıştı. Mâverdî imamda bulunması gereken şartları yedi başlıkta sıralar: kuşatıcı adalet, içtihada ehil bilgi, duyuların sağlamlığı, organların sağlamlığı, siyasî basîret, cesaret ve Kureyşîlik. Bunların biri bile kusurluysa akid de kusurlu doğar. İmamın sonradan bu şartlardan birini kaybetmesi durumunda; aklını ya da duyularını yitirdiğinde, fıskla alenen anıldığında, hukuku kendi eliyle çiğnediğinde azl de mümkündür. Bu, Sünnî siyasî aklın en derli toplu anayasal gelişmelerindedir. Yönetici; kutsal bir kaideden indirilip, sınırlı ve denetlenebilir bir makama oturtulmaktadır. Ancak günümüzden bakınca asıl trajedi, bu fikrin kurumsallaştırılamamış olmasıdır. Mâverdî’den sonra Cüveynî’de, Gazzâlî’de, İbn Cemâa’da akdî cesaret zayıfladı. Mâverdî’nin çağdaşı Hanbelî fakîh Ebû Ya’lâ el-Ferrâ,
Alıntı
3 Mayıs Türkçülük Günü kutlu olsun;
3 Mayıs… Sadece bir tarih değil, bir uyanışın, bir direnişin ve bir fikrin adı. Bugün; köklerini unutmayanların, geçmişinden güç alarak geleceğe yürüyenlerin günüdür. Türkçülük; bir milleti diğerlerinden üstün görmek değil, kendi milletini sevmek, korumak ve yaşatmaktır. Diline sahip çıkmaktır, tarihini bilmektir, kültürünü gelecek nesillere onurla taşımaktır. Bu bilinç; ayrılığın değil, birlik olmanın, güçlü olmanın temelidir. 3 Mayıs, aynı zamanda inandığı değerler uğruna bedel ödemekten çekinmeyenlerin hatırasıdır. Zorluklara rağmen susmayanların, vazgeçmeyenlerin ve fikirlerini onurla savunanların günüdür. Onlar bize sadece bir düşünce değil, bir duruş, bir karakter ve bir sorumluluk bıraktı. Bugün bize düşen; geçmişi sadece anmak değil, anlamak… O ruhu yaşatmak, geliştirmek ve daha ileriye taşımaktır. Çünkü bir millet, kendi değerlerine sahip çıktığı sürece vardır ve güçlüdür. Unutulmamalıdır ki; Türk olmak sadece bir kimlik değil, bir şuurdur. Bu şuur; adaletle, akılla ve vicdanla yoğrulduğunda anlam kazanır. Bu anlamlı günde; başta bu yolda emek veren, mücadele eden ve iz bırakan herkesi saygı ve rahmetle anıyor, Türk milletinin birlik ve beraberliğinin daim olmasını diliyorum.🇹🇷🇹🇷
1000Kitap
Vaktiyle bir Atsız varmış varolsun.
Ey saçları "alagarson" kesik hanım kız Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız Bacağımla alay etme pek topal diye Bir sorsana o topallık nerden hediye Sen Şişli'de dansederken her gece, gündüz Biz ötede ne ovalar, çaylar, ne dümdüz Yaylaları geçtik, karlı dağları aştık Siz salonda dansederken bizler savaştık Ey gözünün rengi bana yabancı güzel Her yolcunun uğradığı ey hancı güzel Sen yabancı kucaklarda yaşarken her gün Yapıyorduk bizde kanla, barutla düğün Sen o sıcak odalarda cilveli, mahmur Dolaşırken… Biz de tipi, fırtına, yağmur Kar altında kanlar döktük, canlar yıprattık Aç yaşadık, susuz kaldık, taşlarda yattık Sen açılmış bir bahardın, biz kara kıştık Bizden üstün ordularla böyle çarpıştık Gülme bana bakıp pek arsız arsız Sen ey dışı güzel, fakat içi çamur kız Sana karşı haykıranı mecbursun dinle Bugün hesap göreceğiz artık seninle Ben cephede geberirken, geride vatan Aşkı ile bin belalı işe can atan Aşkı ile bin belalı işe can atan Anam, babam, karım, kızım eziliyorken Dağlar kadar yük altında… Gel, cevap ver, sen Bana anlat, anlat bana, siz ne yaptınız Köpek gibi oynaştınız, fuhşa taptınız Anavatan boğulurken kıpkızıl kanda