Dil adaletin temelidir; Türkçeyi korumak hakka ve vatana borçtur.
Puan vermedi
Akademik disiplinin ve entelektüel namusun omuzlarıma yüklediği o sarsılmaz mesuliyetle, adaletin sadece mahkeme salonlarında veya yayınevi koridorlarında değil, tarihin, sosyolojinin ve en nihayetinde dilin kalbinde aranması gerektiğine inanan bir fani olarak bu satırları kaleme alıyorum. İsmimin ve inandığım hakkaniyet ilkelerinin hakkını vermek adına, bugüne kadar emeğin sömürülmesine karşı verdiğim her mücadelede olduğu gibi, kültürel mirasımızın ve anadilimizin sömürülmesine karşı da sesimi yükseltmek benim için sarsılmaz bir ahlaki ödevdir. İşte tam bu noktada, dünya bilim arenasının zirvesine henüz 26 yaşında Amerika’da profesör unvanı alarak çıkmış dahi bir vatan evladının, Oktay Sinanoğlu’nun Türk kültür tarihinin en büyük uyanışçı çığlıklarından biri olan "Bye Bye Türkçe" adlı eserini masaya yatırmak, sıradan bir kitap incelemesinin ötesinde, bu topraklara borçlu olduğumuz vatandaşlık bilincinin mutlak bir gereğidir. Sinanoğlu bu başucu eserinde, bir milletin varoluşsal gayesini sadece kuru bir tarihsel kronolojiyle değil; dili, sosyolojiyi, şehir tarihini ve kültürel mirası bütüncül bir potada eriterek ele alıyor ki, bu analitik ve tavizsiz yaklaşım benim de hayatım boyunca savunduğum o yüksek entelektüel standartlarla kusursuz bir biçimde örtüşmektedir. Kitabın ana konusu ve yegane amacı; dilini ve dolayısıyla kültürünü kaybeden bir toplumun hafızasını, liyakatini ve en nihayetinde bağımsızlığını nasıl kaybedeceğini gözler önüne sererek, plansız ve programsız eğitim politikalarına karşı milli bir duruş sergilemektir. Eserde beni derinden sarsan ve adalet arayışımın dil boyutundaki o asil karşılığını bulduğum şu satırlar, Sinanoğlu’nun bakış açısının ne denli haklı ve keskin olduğunu kanıtlar niteliktedir: "Kendi diliyle eğitim yapmayan bir ülke,
Bye Bye TürkçeOktay Sinanoğlu · Bilim & Gönül Yayınevi · 20195,7bin okunma
7/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 11:10
Bu kitabı lisede okusaydım hayatım değişirdi İsmi, kapağı , rengiyle adeta beni oku diyen bu kitabı genç yaşlı kadın erkek herkesin elinde kalın kalın not defteri ile okuması lazım . Yazar, bilhassa gençlere ve ebeveyn olanlara hitap etse de eğitimcilerin de bir an önce okumasını şiddetle tavsiye ederim . Yazara okulların yetersiz olduğu konusunda katılmakla beraber, hepsinin amacının ‘köle yetiştiren fabrika’ olduğu fikrine katılıyorum. Yazara aynı zamanda okulların ve öğretmenlerin gereksiz olduğu konusunda da katılmıyorum . Öğrencilerin her şeyin doğrusunu bildiği , bu yaşta bile doğru kararlar vereceği bir olgunluk derecesi henüz hiçbir medeniyette yok. Yazarın en ciddi eksiği ülkemizin okullarından , sokaklarından bihaber olmasıdır . Çocuklardaki /nesildeki bilgi, merak, birlik, milli duruş eksikliğini ailelere ve öğretmenlere atıyor ama hakikat bir araba motorudur : arızayı sadece tamirciler anlar .
OkuldışıYavuz Yiğit · Vadi Yayınları · 2023191 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Puan vermedi·311 syf.··
2026 41. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 12:08
Roman, işgal altındaki İstanbul’da ahlaki yozlaşmayı, Batı hayranlığının aşırılığa kaçmasını ve milli değerlerin erozyonunu anlatır. Başlıktaki “Sodom ve Gomore” göndermesi, kutsal metinlerde geçen günahkâr şehirleri simgeler; yazar İstanbul’u bu şehirlerle özdeşleştirerek dönemin çürümüşlüğünü vurgular. Olay Örgüsü Hikâye, işgal yıllarında üst sınıf çevrelerde yaşayan insanların ilişkileri üzerinden ilerler. Ana karakterlerden Leyla, Batılı yaşam tarzına hayran, yüzeysel bir figürdür. Necdet ise daha idealist, milli değerlere bağlı bir karakter olarak onun karşısında konumlanır. ( Kitabın girişinde Necdet daha milli bir duruş segilerken ilerleyen bölümlerde yılkılaşmış, soysuzlaşmış ve çürümüştür. Leyla’nın yabancı subaylarla kurduğu ilişkiler ve çevresindeki insanların çıkarcı tavırları, toplumun genel yozlaşmasının bir yansımasıdır. Karakter Analizi Leyla: Yozlaşmanın sembolüdür. Batı’ya duyduğu hayranlık, kimlik kaybına dönüşür. Necdet: Ahlaki ve milli duruşu temsil eder; yazarın düşüncelerine en yakın karakterdir. Yan karakterler: İşbirlikçi elitler, çıkarcı bürokratlar ve işgal güçleriyle içli dışlı tipler üzerinden toplumsal eleştiri derinleştirilir. Temel Eleştiriler Yakup Kadri bu romanda: Körü körüne Batılılaşmayı eleştirir Ahlaki çöküşü ve kimlik kaybını sorgular İşgal altındaki toplumun pasifliğini gözler önüne serer Romanın dili zaman zaman ağır ve betimleyicidir; bu da atmosferin karanlığını güçlendirir. Mekân olarak İstanbul’un seçilmesi ise sembolik bir anlam taşır: bir medeniyetin merkezinin çöküşü. Anlatım ve Üslup Yazar, realizmle birlikte yer yer sembolik anlatımı kullanır. Tasvirler yoğun, eleştiri doğrudan ve serttir. Özellikle sosyal çevrelerin iç yüzünü gösterirken ironiden de yararlanır. Değerlendirme Sodom ve Gomore, sadece bir aşk
Edebiyat
Sodom ve GomoreYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 20246,7bin okunma
VAR OLSUN...
10/10
·132 syf.··
2026 8. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mart 2026 16:08
Yanılmıyorsam okuduğum sekizinci Atsız eseri oldu. Herkesin okuması gerektigine inandığım bir isim Hüseyin Nihal Atsız. Çünkü ne yazık ki birçok konuda çok yanlış anlaşılmış, yanlış anlatılmış, yeterince kulak verilmemiş ve belli kesimler tarafından üstüne çok fazla hücum edilmis bir vatanseverdir esasında. Fikirlerine hak verirsiniz ya da vermezsiniz ama buna bizzat yazılarını okuyarak siz karar vermelisiniz, ordan burdan duyduklarınızla degil. Her seyden öte öncelikle cesareti için takdir etmeliyiz diye düsünüyorum. Fikirlerini, inandıklarını ve gördügü yanlışları söylemekten hiç korkmamış, sonu ne olursa olsun kimsenin kalemini kırmasına izin vermemiştir. Mazimizi hatırlatmış, öze dönmemiz gerektiğini vurgulamış ve daima Türk'ün menfaati için çabalamıstır. Fikirlerine kulak verilmesi gerektigine inaniyorum ve birçok hususta Atsız ile tam olarak aynı noktadayım. Neyse biz gelelim eserimize... Atsız'ın ne kadar korkusuz oldugundan bahsetmistim. Döneminde yanlıs gördügü noktalara elestiri getirmekten cekinmemiştir. Dalkavuklar Gecesi ve Z Vitamini de elestiri öyküleridir esasında. Dalkavuklar Gecesinde, etrafındaki dalkavukların oyuncağı olan Hatti kralını Z Vitamininde ise, Milli Şefi çok zekice hicvetmiştir. Her iki hikayede de Atsız devlet yönetimini, yozlaşan ahlakı ve hiçe sayılan milli değerleri ironik bir üslupla kaleme almıştır. Atsız yine Atsız'lığını yapmış diyebiliriz özetle.. Özellikle kitabın sonundaki İsmet İnönü ve İnönü Şehitleri arasındaki diyaloglar tüylerimi diken diken etti. "Yazık!..Kitabım hiç böyle kirlenmemişti!" diye bitirerek de son noktayı koymuş Atsız hocamız. Her Atsız okuyuşumda "Ne okudum ben!" diyerek kitaba sarılırım. Aslında sarıldığım kitap değil. O kıymetli fikirler, o muazzam kalem ve o tavizsiz duruş!.. Var olsun...
Dalkavuklar Gecesi Z VitaminiHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 20238,8bin okunma
Yolun Başında Gördüklerim
Puan vermedi·426 syf.··
2026 5. kitabı
·
105 günde okudu
·
Okunma: 21 Mart 2026 18:40
Benim esas çıkarımım, ve belki de düzeltmeye muhtaç olan bir önermedir, bazı kavramların düzeltilmesi gerektiği olmuştur: 1. Atatürk'ün çağdaş muasır medeniyetler seviyesine ulaşma vizyonu ardından gelenlerce batılılaşma olarak çarpıtılmış, batı sömürgeciliğine kapı aralamada bir manivala gibi kullanılmaya çalışılmıştır. 2. Atatürk'ün batı karşısındaki tavrı anti-emperyalist duruş ve doğudan bir karşıt denge arayışı iken, kendi beklentilerine dayanak arayanlarca bu kah sosyalizme bir işaret, kah ırkçılığa yakın bir milliyetçilik anlayışı, kah natocu bir batıcılık için dayanak yapılmaya çalışılmış. Yıllar yılı bir Türk genci olarak çok gecikmiş olan bu okumalarımın daha çok başında olsam da en net gördüğüm şey şu oldu ki, yalın tarihimiz bu kadar yakın bir geçmişte olmasına rağmen bize en uzak, anlamakta en zorlandığımız bir tarih dilimini işaret ediyor. Bize hala sıcağı sıcağına temas etmeye devam ettiğinden dışardan bir gözle anlamak için okuyamıyor, bize yüklenmiş yargıların tesiri altında kalmaktan kurtulamıyoruz. Yazara en çok hak verdiğim konulardan biri belki de Atatürk'ün milli mücadele ve bağımsızlık üzerine oturan fikrine en büyük darbeyi indirenler içi boş bir Atatürkçülükle Atatürk'ü adeta putlaştıranların ona ait fikirleri adeta dokunulmaz hale getirmesi olmuştur. Tarihte yaşamış her şahsiyet, hayata gözlerini açtığından itibaren karşılaştığı gerçekler ve deneyimlediği olaylar karşısında geliştirdikleri fikir ve tepkileriyle bir karakter kazandıkları, ve aslında tarihin esas üzerinde durması gereken şeyin bu karakteri ortaya çıkaran olgular olması gerektiğine dikkat çekmek ihtiyacını her fırsatta derinden hissediyorum. Umuyorum milletçe, yargılardan azade anlamak ve analiz etmek ve geçmişi kendimize pay biçmek yerine geleceği şekillendirirken insan
Hangi AtatürkAttila İlhan · İş Bankası Kültür Yayınları · 20031,566 okunma
Kelimelerden Bir Kalkan...
9/10
·368 syf.··
2026 130. kitabı
İsmet Özel’in Zor Zamanda Konuşmak eseri, entelektüel bir konfor alanından değil, doğrudan bir yangın yerinin ortasından yükselen, hakikati haykırmanın bedelini göze almış sarsıcı bir "meydan okuma" metnidir. Özel, bu kitabında kelimeleri sadece birer düşünce aracı olarak kullanmaz; onları birer mızrağa, birer kalkan kırıcısına dönüştürerek modern dünyanın, sistemin ve yabancılaşmanın o kalın zırhına darbeler indirir. Bu eser, okuru ideolojik bir uyuşukluktan çekip çıkaran, zihnin pasını silen ve insanı kendi haysiyetiyle, duruşuyla ve "kim olduğuyla" en sert şekilde yüzleştiren bir manifstodur. Yazıldığı dönemin çok ötesine taşan bu denemeler, aslında her devrin kendi "zor zamanlarını" yaşayan insanı için bir pusula hükmündedir. ​Kitabın isminden başlayan o vakur duruş, sayfalar ilerledikçe bir "şahitlik" bilincine dönüşür. İsmet Özel, Türkiye’nin kültürel ve siyasi kırılma hatlarında dolaşırken, sadece bir analist gibi davranmaz; o, meselenin tam kalbinde saf tutan bir mümin, bir şair ve bir devrimci ruhuyla konuşur. Onun dili, alışılagelmiş o yumuşak geçişli, uzlaşmacı ve steril anlatımların fersah fersah ötesindedir. Cümleleri keskin, tespitleri amansızdır. "Zor zamanda konuşmak", hem dışarıdaki tiranlığa karşı bir ses yükseltme hem de içerideki nefsin konforuna karşı bir savaştır. Yazar bize hatırlatır ki; konuşmak, eğer bedeli ödenmeye hazırsa bir eylemdir; aksi takdirde sadece gürültüden ibarettir. ​Özel’in bu metinlerde kurduğu mantık örgüsü, Batı modernleşmesinin getirdiği o sahte parıltıları tek tek söndürürken, yerine insanın kendi yerli ve milli köklerinden filizlenen, şahsiyetli bir dünya görüşünü teklif eder. Okur, bu kitabı bitirdiğinde sadece yeni bilgiler edinmiş olmaz, aynı zamanda dünyayı algılama biçiminde köklü bir sarsıntı yaşar. Zor Zamanda
Duygu ve Düşünce
Zor Zamanda Konuşmakİsmet Özel · Şule Yayınları · 1999362 okunma