ve tarih teslim olanları değil mücadele edenleri yazdı
🇹🇷İşgal altındaki bir şehir... 🇹🇷Kırılmış umutlar... 🇹🇷ve küllerinden doğan bir millet... 🇹🇷Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'ya geçişiyle başlayan mücadele, yalnızca bir savaşın değil; yeniden dirilişin hikayesidir. 🇹🇷TARİH sadece yaşanmaz, hissedilir... 🇹🇷Milli Mücadelenin ruhu bu sayfalarda.... Hazır mısın bu ruhu yaşamaya? Onur Can Ekinci Şehr-i Esaret
Alıntı
Türk futbol tarihinin en onurlu, en gururlu ama aynı zamanda en iç burkan anlarından biri... 2002 Dünya Kupası yarı finalindeki o 1-0'lık Brezilya mağlubiyeti, tüm ülkeyi ekrana kilitleyen ve hafızalara kazınan bir hüzündü... Çocuktuk, yüzlerimizdeki boyaları gözyaşlarımız bozmuştu. Hasan Şaş'ın maç sonundaki o çaresiz ve hüzünlü oturuşu, kalbimizin üzerindeki bir ağırlıktı.Turnuvada Ronaldo'nun o beklenmedik ayak ucu vuruşuyla gelen tek gol bizi finale taşımamış olsa da, millî kadronun sahaya koyduğu ruh, samimiyet ve mücadele gerçekten bambaşkaydı. Her şeyimizle o kadar sahadaydık ki, üzüntümüz bile sonuna kadar gerçek, sonuna kadar saf ve içtendi... Bugünkü maç sonu açıklamalarında göremediğimiz bir şey de bu hakiki hüzündü. Ne takımdı ama... Hacıosmanoğlu'nun, "tarihin en karakterli milli takımı” dediği takım maalesef 2002 kadrosundan fersah fersah geride... Evet, karakter olarak da...
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“Bizim Çocuklar” değil “Zorla Maça Sürüklenen Çocuklar” demek en doğrusu… Bir gol bile atamadan elendiler; belki de biz uykusuz kalmayalım diye bizi düşündüler… Paraguay’a kayyum atansaydı maçı alabilirdik diye düşünüyorum… Verilen villalar az geldi galiba, rezil herifler… Saç stilleriniz oynasaydı kazanırdınız ama ayaklarınızda iş yokmuş. 10 kişi kalmış zayıf takımı bile yenemediniz… Turnuvadan gol bile atamadan elenen ilk takım olma ünvanını kazandınız, tebrikler… Keşke kadın milli takımımız çıksalardı… Onlar daha Türk ve daha ruhlu bir takım… En azından mücadele ederlerdi…
1000Kitap
Cumhuriyet'i kuran çekirdek kadro (bürokratlar, subaylar ve aydınlar) aslında tam anlamıyla bir "burjuva" değildi; devlet sınıflarından geliyorlardı. Ancak Anadolu'da Millî Mücadele'yi örgütlerken mecburen taşra eşrafıyla, ağalarla ve kasaba zenginleriyle ittifak kurdular. Bir yanda Batılılaşmayı, pozitivizmi ve radikal modernleşmeyi hedefleyen Ankara elitleri vardı. Diğer yanda ise parasını, toprağını ve gücünü korumak isteyen, zihniyeti tamamen kasaba ölçeğinde kalmış bir yerel burjuvazi. Bu ittifak başarıya ulaşıp yeni devlet kurulduğunda ve tek parti dönemi kurumlaştığında, o kurucu elit sınıfı hızla "devlet seçkinlerine" dönüştü. Halkçılık ideolojide kaldı; pratikte ise halktan kopuk, tepeden bakan, bürokratik bir aristokrasi yaratıldı. İşte o "saraylı edası" tam burada başlar. Osmanlı'nın o eleştirdikleri ceberut, halka mesafeli devlet geleneği (Babıali zihniyeti), bu kez smokin giymiş bürokratlar eliyle Çankaya’da ve Ankara’nın lojmanlarında yeniden üretildi. "Halk için, halka rağmen" derken, halkı sadece eğitilmesi ve dönüştürülmesi gereken bir kitle olarak gördüler; kendi oturdukları fildişi kuleyi ise yeni bir saray gibi konumlandırdılar. İşin ironik kısmı, o yukarından bakan "saraylı" edasına karşı en büyük bayrağı, yine o ittifakın diğer ayağı olan kasaba burjuvazisi açtı. Demokrat Parti, tam olarak o Ankara elitlerine öfkeli olan taşra sermayesinin, esnafın ve köylünün sesi olarak sahneye çıktı. Ama ne oldu? Menderes ve kadroları (ki kendisi de büyük bir toprak ağasıydı) gücü eline geçirir geçirmez, onlar da o eleştirdikleri güç sarhoşluğuna ve kendi tahakküm mekanizmalarına saptılar. Yani "saraylı" değişti ama o tepeden bakan, gücü tekeline alan zihniyet yapısı hiç değişmedi. Bugün yaşadığımız tıkanıklığın kökü de buraya dayanıyor: Türkiye'de hiçbir
Tarih
"Yetişecek çocuklarımızı ve gençlerimize, görmedikleri öğretmim sınırları ne olursa olsun, en evvel ve esaslı olarak Türkiye'nin istiklâline, kendi benliğine ve milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir."
Baba İshak etrafında kenetlenen Türkmen kitleleri, liderlerini "velayet sahibi", kurşun ve kılıç işlemez kutsal bir figür olarak görüyordu. Bu dinsel vecd, asilere asimetrik bir moral üstünlük sağlıyordu. Dönemin Selçuklu ordusunu oluşturan Müslüman ikta askerleri ve gulamlar, karşılarındaki kitleyi katletmekte ve bu "kutsal karizmaya" kılıç çekmekte derin bir psikolojik tereddüt yaşıyorlardı. Fısıltı gazetesinin ordu içinde yarattığı moral çöküntü, Selçuklu komuta kademesini ideolojik olarak felç etmişti.
Tarih