tutku

Başkalarının içinde yaşarken öyle herkese, her şeye yabancı bir halin, rüya gören insanlara mahsus dalgın, mahzun bir gülümseyişin var ki, yüreğimi yakıyor küçük. Sen, yaradılış itibariyle bile herkesten başkasın. Esatir, buseden doğmuş buse ile gıdalanmış, büyümüş birtakım perilerden bahseder. Bunları yalnız bir hayal zannetmemeli. Onların dünyada numuneleri vardır. Feridecik, sen onlardan birisin. Sen, sevmek sevilmek için yaratılmış bir mahluksun.
Sayfa 348·Kitabı okudu
Reklam
Çocuk: "Ölenler ile gidenler arasındaki tek fark bu, değil mi? Ölmeyenler geri döner." Lucas: "Ama yokluklarında ölüp ölmediklerini nasıl bilebi­liriz?" "Bilemeyiz."
"Haydi, deniz kenarına bir yere gidip dolaşalım... Bugün canım insan yüzü görmek istemiyor; geniş, uçsuz bucaksız bir şeye... ve sana bakmak istiyorum!"
"Mevkimi unuttuğumu sandı bence. Sizin mevkinizi de." "Mevki! Mevki! Senin mevkin benim gönlümdür. Bundan böyle seni hor görmeye kalkışanların vay hâline! Haydi, şimdi yukarı!"
İnkâr çok kıymetli bir savunma biçimi. Kendi bütünlüğünü. O bütünlük ne kadar yarım yamalak kırık dökük olsa da. İnsan hayatta kalabilmek için bir şeylere, iyi bildiği şeylere tutunmak zorunda. Kendi gerçekliği içinde tutarlı kalmalı tutunarak. Bir kez dağılırsa, hakikat parçalanırsa… Tutunmadan yaşayamayan varlıklarız biz. Yer çekimi yokmuş gibi mutlaka bir şeylere tutunmak zorundayız. İnkâr aile geleneğimiz. Tutunduğumuz elimizden gidince inkâr ediyoruz hakikati. Ne kadar inkâr etmek istesek de hakikat çok keskin, tartışılmaz ve yok sayılamaz olabiliyor. Çok acımasız. Ben böyle acımasızlık görmedim. O yüzden inkâr ettim. Bir kalbim olduğunu.
Reklam