Yalta sahilinde sıkıntıdan patlayan Gurov elinde köpeğiyle gezen mutsuz Anna ile tanışıyor. İkisi de evli ama hayatlarından nefret ediyorlar. Başta basit bir tatil aşkı gibi görünen bu durum zamanla ikisinin de tek gerçeği haline geliyor. Toplumun gözündeki düzgün hayatlarının aslında koca bir yalan olduğunu anlıyorlar. Otel odalarında gizli saklı buluşurken asıl özgürlüğü o dar alanlarda buluyorlar. Hikaye pembe bir
tablo çizmek yerine belirsiz bir gelecekle sona eriyor. Çehov bize gerçek aşkın çözüm değil sadece yeni ve daha zorlu bir başlangıç olduğunu gösteriyor. Küçük Köpekli Kadın - Bir Hekimin Yaşadıkları - Kara KeşişAnton Çehov
Jack London bu hikayede resmen o cüzzamlı Koolau abimizi sistemin elinden kaçıp dağlarda tek başına orduya kafa tutuşunu anlatmış ki helal olsun herife yani. Adamın vücudu dökülüyor parça parça gidiyor ama ruhu hala aslan gibi, teslim olup o iğrenç yerlere kapatılmaktansa özgürce ölmeyi seçiyor resmen. Beyaz adamlar adaya gelip her şeyi mahvetmiş hastalık getirmiş bir de üstüne bu adamları hapse tıkar gibi uzağa atmaya çalışıyorlar ya o kısım çok sinir bozucu işte. Koolau da diyor ki benim bedenimi alabilirsiniz ama özgürlüğümü asla, yani o kadar acı içinde bile hala dik durması insana bi garip koyuyor be. Sonuçta adamın elinde tüfeğiyle dağlarda verdiği o onur savaşı falan bayağı etkileyici, yani resmen kaybedeceğini bile bile o savaşı vermesi asıl mevzu burada. Güney Denizi HikâyeleriJack London
Jack London bu sefer dondurucu soğuktan sıkılmış, bizi Pasifik'in ortasında güneş yanığıyla baş başa bırakmış.
Hikayelerdeki karakterler öyle pamuklara sarılmış tipler değil; ya cüzamlı bir asi ya da sömürgeciye kafa tutan bir yerli.
Cüzamlı Koolau kısmında "direniş budur" diyorsun, sonra Kırmızı gelip beynini yakıyor.
Adalar romantik tatil mekanı değil, resmen insanların birbirini ve doğayı çiğ çiğ yediği birer arena gibi.
Okurken insanın üstüne deniz tuzu yapışıyor, güneş tepesinde boza pişiriyor gibi hissediyorsun.
Beyaz adamın "uygarlık" getiriyoruz ayağına nasıl ortalığı duman ettiğini de güzelce araya sıkıştırmış.
Stefan ZweigJack London