sude

sude
@mindynosaur
istikrarlı sıkılgan
Senin öyle harikulade bir mahzunluğun var ki! Biçare gözlerinle yüzüme baktıkça, hüngür hüngür ağlayasım geliyor.
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Sen hiç konuşmuyorsun. Bir şey söyle balık, lütfen! Ne olursa olsun, bir şey söyle. Varsın anlamsız olsun, am söyle! Konuş, balık, dünya öyle korkunç sessiz ki! Konuş da bitsin bu büyük yalnızlık. N’olur aç ağzını, balık adam! Bütün gece, böyle ayakta durma. Gel. Otur. Şuraya, yanıma. Öyle uzakta durma, balık! Çekinmeden yaklaşabilirsin, nasıl olsa beni ancak bulanık görüyorsun. Gelsene! İstersen yum gözlerini. Gel ve konuş ki bir şey çıksın ortaya. Sessizliğin dehşetini duymuyor musun?
“Bu yaşam bir gün bitmek zorunda, o son gün gelene dek, ne istiyorsan yap, elinden geleni yap, yarınla böyle yüzleşirsin.”
Kişinin kendi yaşamını, mutluluğunu, gelişmesini, özgürlüğünü olumlamasının kökleri onun sevebilme yetisine bağlıdır.
Aslında, çocuklar sezgileri aracılığıyla çevrelerinde olagelen her şeyi fark ederler, ama özellikle kendilerine acı veren durumları derhal bilinçaltına iterler. Sezgi yoluyla algılama yetişkinlerde de vardır, ama çoğu insanda bu, düşünce ve duygular tarafından örtülür. Çoğu kez bir insana ya da duruma ilişkin ilk izlenimimiz, birkaç saniye de sürse, yerinde ve doğrudur. Sonradan o kişiye ya da duruma karşı geliştirdiğimiz yargı, düşünce ve duygularda yanılgı payımız daha çoktur.