"Benimle niye Alexandr Dumas Fils'çe konuşuyorsun?" demedim. Büyümemiş çocuk gülüşünü bazı küçük duraklara saklar o. Aktardığı bir şeyi bilebileceğim aklına gelmez. Ne yapsın? Ona en iyi ezberletilen: "je suis, je suis, je suis... "
Hikmetlerden bir tanesi, belki aklıma en uzak olanı, belki de yakın olanı, böyle hayaller kurmayı seviyor doktor. Herkes dünya seyahatini, Honululu'da kızlar dans ederken şarabı nasıl yudumlayacağını filan düşünür; ben de beynimi yıllık izine çıkarmak istiyorum.
Bütün dünyaya karşı susar. Dünya bu susuşu dinlemez. Kahramanın gözleri dolar: "Eski yaralar, albayım. Sizinle bir savaşım yok. Üç yüz üçten kalma, işte şuramda."
Öylesine bir izdiham vardı ve her şey öylesine ölçek dışıydı ki, kırmızı pruva, gri şehir; iç içe geçmiş iki dünya gibiydi bu, onları bir şekilde gerçekdışı kılıyordu
Hakan Günday: Kendi yaptıklarına, o işi kimin yaptığını unutacak kadar sinirlenenleri görmek ilginç. Gözümün önüne Milli Eğitim Bakanlarindan kurulu bir terapi grubu geliyor. Adsız alkolikler gibi. "Adsız Milli Eğitim Bakanları." Hepsi anlatıyor derdini, birbirleriyle paylaşıyor. "Denedim olmadı ama bır türlü de vazgeçemedim!"