Ben Hep Senin Yanındaydım'ı okurken altını çizmeden geçemedim; bazı cümleler hayata söylenmiş gibi duruyor.
“Olabildiğince yalnız kalabileceğim bir yer arıyorum.
Eski zamanlarda takıldığım, eski zamanlarla alakası kalmamış bir yer mesela…”
Bu yalnızlık bir kaçış değil; fazlalıklardan arınma isteği. Gürültüden değil, tekrar eden rollerden yorulmuş bir hâl.
“Belki de hayat, senaryosu ve geriye kalan her şeyiyle, bize bırakılmış olan bir tiyatro sahnesidir.”
Kitap tam da burada duruyor: Rolünü bilerek oynayan ama alkışı umursamayan bir adamın sahnesinde. Ne dramatize ediyor ne de masumlaştırıyor; sadece perdenin arkasını aralıyor.
Ve belki de en sert cümle:
“İnsan ne zaman hatalıdır derseniz,
kapıyı göstereceği insanlara anlayış gösterdiği zaman derim.”
Bu kitap, fazla iyi olmanın bedelini bilenlere hitap ediyor.
Bir şey öğretmiyor, bir şey telkin etmiyor.
Sadece şunu yapıyor:
Okuyup bitirdikten sonra, bazı kapıları neden kapattığını sana yeniden hatırlatıyor.