Gerildim kabul sonunu da asla tahmin edemedim ama sevdim...
7/10
·288 syf.··
2026 73. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 13:20
"Herkes yalan söyler. Yıllar önce sahte davranışların yaygınlığını ölçmek amacıyla bir psikolojik deney tasarlanmış ve bu deneyde bozuk bir otomat kullanılmıştı.Deneklere otomatın arızalandığı, bir dolar atarlarsa makinenin şeker vereceği fakat dolarlarını da iade edeceği söylenmişti. Otomatı kullanan denekler bunun sahiden doğru olduğunu görmüşlerdi. Bir, iki, üç hatta dört şeker alıp daha sonra paralarını makineden geri almışlardı.Otomatın üzerinde bir duyuru asılıydı. Duyuruda şöyle yazıyordu: “Bu makineyle ilgili herhangi bir arıza bildiriminde bulunmak için lütfen aşağıdaki numarayı arayınız.” Deneklerin haberi yoktu fakat numara, deneyi yürüten araştırmacılardan birine aitti. Sizce kaç kişi numarayı arayıp makinenin arızalı olduğunu bildirmiştir? Hiç. Doğru. Onlarca denekten biri bile verilen numarayı arayıp arıza bildirecek kadar dürüst değildi. Her biri bedava şekerini alıp yoluna bakmıştı.Dediğim gibi, herkes yalan söyler." Sakın Yalan Söyleme Amerikalı yazar Freida McFadden tarafından kaleme alınan, Olimpos Yayınları etiketiyle Zehra Uzun çevirisi ile 288 sayfalık popüler bir psikolojik gerilim romanıdır. Sürükleyici dili ve beklenmedik sonlarıyla tanınan yazar, okuyucuyu kış ortasında ıssız bir evde geçen tekinsiz bir gizem hikâyesine bizleri davet eder. Kitabı çift zamanlı anlatımla okuyoruz. Dört yıl önce sırra kadem basan ünlü psikiyatrist Dr. Adrienne Hale’in dönemini ve o dönemdeki yaşadıklarını okurken günümüzde de yeni evli çiftimizin bu eve bakmayı istemesiyle başlayan gizem dolu günleri arasında yolculuk yapıyoruz. Çünkü şehir dışındaki eve bakmaya gittiklerinde şiddetli kar fırtınası hakim bu yüzden fırtına dinene kadar da evden çıkmaları mümkün değil… Hava koşulları düzelene kadar Tricia, oyalanmak için okuyabileceği bir kitap ararken gizli bir oda bulur.
1000Kitap
Sakın Yalan SöylemeFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20245,1bin okunma
İroni ve Hüzün
7/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 17:41
Bulmak için uğruna oradan oraya savrulduğumuz, hayatımızı ortaya koyamaya hazır olduğumuz cevapların aslında burnumuzun dibinde olması ve bulunduğunda çok geç olması ne ironik ve trajik bir durum. Yazar’ın okuduğum ikinci eseri olan bu kitap, birinci tekil şahıs gibi benimsemediğim bir üslup ile yazılmış olmasına karşın sayfalar ilerledikçe beni içine çektiğini itiraf etmeliyim. Oldukça akıcı, okuru kendine çekmekle kalmıyor ayrıca zihnine şüphe tohumlarını başarılı bir şekilde ekiyor. Mine’nin bir casus, her şeyin bir tezgâh olma ihtimalini geçtim, Melike’den bile bir nokta da şüphe duydum. Son sayfaya kadar sizi hikâyenin içinde tutmayı başarıyor. Kitabın bir diğer başarısı Türkiye’nin ‘’arka sokakları’’ diyebileceğimiz yerlerde dönen pislikleri yan karakterler üzerinden gerçekçi bir şekilde bizlere aktarması. İlginçtir, çocukları dilendirmek için onları sakat bırakan çete Puslu Kıtalar Atlası adlı kitapta da vardı. Bu tarz yapıların devamlılığını bu eser de görmek dramatik bir deneyimdi. Bir nokta var ki değinmeden geçmek istemiyorum. Çocuk fuhuşunun yapıldığı otele baskın esnasında ‘besmele’’nin göründüğü sahne yer alıyor. Bu sahne de yazar, ‘’kutsallığın arkasına sığınanların riyakârlığı’’na mı değinmek istemiş emin değilim. Yazarın hiç değilse karakterlerin ağzından sözel bir eleştiri getirebilirdi. Bunu da yapmamış ki sahne havada kalmakla kalmıyor, okuyucunun zihninde görsel bir tezat olarak kalıyor. Kitabın içerdiği anlatım tarzı başkarakterimizin iç sesinin ağırlığı altında okuyucuyu boğmaya gayet müsait iken yazarın bunu hikâyenin akışı ile dengeleyebilmesi de eseri başarılı kılan diğer unsurlardan olsa da, karakter derinliği oldukça sınırlı. Yıldırım’ın Sedat için önemli biri olduğunu net görülebilirken, aralarındaki ilişkinin boyutunu, mahiyetini neredeyse hiç
Sis ve GeceAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202324bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·375 syf.··
2026 4. kitabı
Kitapta peygamberin mucizelerinden tutunda, yaşadığı büyük küçük çaplı olaylara kadar birçok olayın anlatıldığını görüyoruz. (Ozellikle baslangicindaki anlatimini hicbirr siyer kitabında bulamazsiniz diye düşünüyorum) Anlatımı akıcı bir dille yazılmış bencede. Ağır konuların bile ustalıkla üstünden kalkmış. Zaten piyasada da fazla peygamberimizin hayatıyla ilgili kitap olmadığından bence açık ara en iyi siyer kitabıydı diyebilirim. Kitapta bazı önemli ayetlerin nasıl zor zamanlarda nazil olduğunu, olayın oncesini anlatan kisimlarda güzeldi. Tabi Mehdi mavallarina girmeseydi daha iyi olurdu. Ama arapcasiyla Kur'an'da Hüden kelimesiyle geçen bir sıfat vardır ki Hüden zaten mehdi ile aynı anlama gelir ve uydurma hadisler bir yana Kur'an-ı Kerim'in kendisi zaten yaşayan bir mehdidir. Şahsen Peygamberin doğumu öncesinde ve sonrasında hiçbir mucizesi olmasaydı dahi, sadece Kur'an-ı Kerim'in kendisi bile mucize olmaya yeterdi. Beni kitapta en çok etkileyen ve tüylerimi diken diken eden kısım, peygamberin doğumuna yakın yaşanılan fil olayıdır(Ebrehe ordusu bkz: Fil süresi ). Yalnız yanlış hatırlamıyorsam okumama göre tek bir fil arkasında da develer vardı sanırsam. Yani bilinenin aksine fil ordusu yoktu. Yine hadis kaynaklı olduğundan ve pek guvenemedigimden peygamberin mucizelerinin de hiçbirine inanmıyorum demesem de şüpheyle yaklaşıyorum. Ama mesela şu olay Kur'an'da geçtiği için ve iki farklı şekilde yorumlanabildigi için buna inanabilirim diye düşünüyorum: Ay'ın ikiye bölünmesi olayı.(Kıyamet yaklaştı ay yarıldı, bu yorum 1969'da Ay'a çıkarken kazılarla vesaire yapılmış olabilecegi gibi Peygamber Efendimizin Ay'ı ortadan ikiye bölmesi gibi de yorumlanabilir.) Ben yine örnek verecek olursam Miraç hadisesi Kur'an kaynaklı olmadığı için asla ve kata inanmam. (50 vakit namaz
Edebiyat
Hz. Muhammed'in HayatıMartin Lings · İnsan Yayınları · 20173,615 okunma
9/10
·356 syf.··
Beğendi
·
2026 50. kitabı
Sevgili yazarımız @yazardileknazlioglu’nün okuduğum üçüncü kitabıyla geldim! Samimi dili ve su gibi akıp giden anlatımıyla bu kitap da beni tam kalbinden vurdu. Ah Öznur... Kitabı okurken sana o kadar çok sarılmak istedim ki! Çektiğin acılar, her şeye rağmen mutlu olma çabaların beni çok etkiledi. Tabii bir de Öznur’un o hiç susmayan, okurken çok eğlendiren iç sesi var ki sormayın! Gelelim kitabımızın konusuna; Öznur, küçük yaşta babasını kaybetmiş ve bu kaybın ardından tamamen dağılan bir ailede büyümüş bir genç kadın. Annesi Feride, eşinin ölümünden sonra adeta ruhunu kaybetmiş; Öznur’a annelik yapmak bir yana, ona sadece yük olmuş durumda. Kız kardeşi Bade ise tam bir gamsız... Evdeki herkesin sorumluluğunu omuzlayan Öznur, bir kitap kafede çalışarak kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyor. Bu zorlu hayattaki tek sığınağı ise küçüklüğünden beri her düştüğünde onu kaldıran, arkadaşı ve tek gerçek ailesi olan karşı komşusu Cihan. En azından, metroya binene kadar öyleydi... Öznur’un monoton ve korunaklı hayatı, metroda başlayan tesadüfi bir karşılaşmayla tamamen değişiyor. GÖRKEM; dövmeleri, piercingleri, uzun saçları, zenginliği ve aykırı tarzıyla Öznur’un bugüne kadar uzak durduğu türden bir "gece kuşu" ve çapkın bir serseri. Biri masumiyetin simgesi, hayatı fazlasıyla sahiplenen bir gonca; diğeri ise hayatı boyunca hiçbir kadına bağlanmamış, acılarını alkolle dindirmeye çalışan duygusal olarak yaralı bir adam... Çevresindeki kimse Öznur'un bu tehlikeli adamla olmasını istemiyor. Ancak aşk, tüm mantıklı sebepleri yerle bir etmeye yetiyor. Kitap, bu iki zıt karakterin birbirlerinin hayatlarına dokunarak nasıl değiştiklerini, geçmişteki ailevi travmaların bu ilişkiyi nasıl sınadığını harika bir dille anlatıyor. Kitabın sonunu kendi hayal gücümle biraz daha
Karnımdaki Viski ŞişesiDilek Nazlıoğlu · Herdem Kitap · 202529 okunma
Puan vermedi
Selamlar, nasılsınız? Bugün sizlere çok severek okuduğum, spor-romantizm türünde genç yetişkin bir romanla geldim. Yazarın kalemini diğer serilerinden de bildiğim için bu kitabı da ayrı bir keyifle okudum. Ve evet bayıldım. Hadi gelelim konusuna… Thomas Brooks annesi Türk, babası Amerikalı. Aynı zamanda çok başarılı, herkesin tanıdığı ve peşinde olduğu bir Amerikan futbolu oyuncusu. Ancak hayatı bir anda altüst olur. Annesini bir trafik kazasında kaybeder. Ve acısı bununla da bitmez. Babası ünlü bir avukattır ve yaptığı işten dolayı bu kazayı şüpheli bulur. Bu yüzden Tommy’i İstanbul’a, ananesi ve dedesinin yanına gönderir. Tommy, hayatının bittiğini ve çok sevdiği Amerikan futbolundan uzak kalacağını düşünür. Ama hiç de öyle olmaz. Özellikle kuzenleri Murat ve Ebru,diğer aile üyeleri olsun onu bir an bile yalnız bırakmaz. Bir sabah köpeği Kömür ile sahile gider. O sırada oynadıkları top bir şemsiyeye çarpar. Mine, Albino olan bir genç kız. Görünüşü yüzünden insanların kötü sözlerine maruz kalmış ve bu yüzden herkesten uzak durmayı seçmiş. Sahilde kitap okurken bir anda şemsiyesine çarpan topla irkilir. Tommy özür dilemek için yanına gelir ama Mine bir anda fenalaşır. Tommy ise hiç düşünmeden ona yardım eder. Kısacık bir karşılaşma olmasına rağmen Tommy mine'yi aklından çıkaramaz. Tommy, kuzenleriyle aynı okula kayıt olur. Müdür okulu gezdirirken karşısına o gün sahilde tanıştığı Mine çıkar. Okul müdürü gezdirme işini Mine’ye verir ve böylece yolları yeniden kesişir. Zamanla birlikte vakit geçirmeye, birbirlerini tanımaya başlarlar. Bu sırada okulun koçu Tommy’ye karşı oldukça sert ve acımasızdır. Amerika’daki eski koçu ise onun performansını ve yapılanları görmek için video ister. Mine, çekim konusunda yardımcı olabileceğini söyler. Ama çekecek kimseyi bulamaz.
1000Kitap
12’den VurmakTuğçe Aksal · Parola Yayınları · 202616 okunma
Puan vermedi·560 syf.··
2026 36. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 00:00
#12denvurmak #tuğçeaksalkaraoğlan "Kusura bakma. Bir an dengemi sağlayamadım," "Hayatımda gördüğüm en güzel dengesizlikti." Tommy, okulunda parlak bir öğrenci ve geleceğin yıldız Amerikan futbolcusudur. Annesini trajik bir kazada kaybetmesinin ardından babası Tommy’i Türkiye’ye dedesi ve anneannesinin yanına gönderir. Tam futbol sezonunda ve önemli maçından hemen önce evinden ayrılmak onun için çok zor olur ama babasının kararı kesindir. Aile büyükleri ve kuzenleri ile birlikte Büyükadadaki yazlığa gider. Sahilde köpeğiyle top oynarken bir kız ile tanışır. Bu kız şimdiye kadar gördüğü herkesten daha farklıdır ve Tommy onu büyüleyici bulur. Mine, Albino olması nedeniyle hayatı boyunca zorluk yaşamış bir kızdır. Herkesin ardından fısıldamasına ve kendisine yöneltilen garip bakışlara alışmıştır. Sahilde tanıştığı bu yarı Türk yabancı adam ona acıyarak değil sanki özel biri gibi bakar ve Mine bu adamı aklından çıkaramaz. Yeni okuluna başlayan Tommy, Amerikadaki düzenini burada da sürdüreceğini düşünür. Ama işler o şekilde ilerlemez. Yeni koçu onu adeta yerden yere vurur. Genç adam ise asla pes etmez. Neden bir yıldız olduğunu herkese ispatlamaya kararlıdır. Mine ile aynı okuldadırlar ve birlikte vakit geçirmeye başlarlar. Tommy’nin tek amacı buradaki günlerini sadece antremanlarla geçirip bir an önce evine dönmektir. Ancak Mine’ye olan hisleri bütün planlarını altüst eder. Her türlü zorluğa rağmen kendi ayakları üstünde durmaya çalışan Mine ile tek hayali profesyonel sporcu olmak olan Tommy aralarındaki engelleri aşabilecekler midir? ‘12’den Vurmak’ Ardelyon Akademisi Serisinin ilk kitabı. Spor romantizmi en sevdiğim temalardan ve ben bu kurguya bayıldım. Tam bir Amerikan dizisi tadında heyecan içinde okudum. Tommy o kadar tatlıydı ki. Bir anda bütün dünyası altüst
12’den VurmakTuğçe Aksal · Parola Yayınları · 202616 okunma