Bir an için yaz akşamının kokusunu ve rengini algıladım. Tekerlekli zindanımın içinde, yorgunluğumun derinlerinden yükselirmişçesine, sevdiğim bir kentin ve kendimi bazen mutlu hissettiğim belli bir saatin aşina gürültülerini bir bir yeniden keşfettim.
Anadolu hâlâ aç, kaynaklar hâlâ tahrik edilemiyor, fırsat eşitliği hâlâ verilmiyor, mîrimiranlıktan kalma mütegallibe ve bir günde milyonlar vuranlar hâlâ mağara halkıyla aynı yurt sathında yan yana yaşıyordu. Pahalılık yine başıboş gidiyor, karşılıklı saygı tarihe karışıyor, az çalışıp çok kazanan kişiler türeten ülke oluyorduk. Halkın yarı nisbeti aydınlanmak şöyle dursun, okuyup yazmayı bile öğrenememişti. İdareciler gene "nurlu ufuklar" kurumlarıyla karın doyurmaya devam ediyorlardı