II. Abdülhamit her şeye yetişen genç kimyager Bonkowski Bey'den bu konuda da bir rapor istemişti.
Bonkowski Bey bir ay içinde İstanbul'da büyük miktarlarda
gülsuyu üretimi yapacak bir fabrikanın planlarını ve bütçesini belirlemiş ve Padişah'a Beykoz'daki gül seralarının dışında böyle bir fabrikaya tonlarca gül yetiştirebilecek büyük çiftliklerin ancak yirmi dokuzuncu Osmanlı vilayeti Minger Adası'nda kurulabileceğini ayrıntılı anlatmıştı. Bonkowski Bey bu bilgiler için adanın güllerinden el kremi üreten arkadaşı Mingerli Nikiforo'nun fikir ve önerilerinden yararlanmıştı elbette. Kısa süre içerisinde Padişah Bonkowski Bey'i ve Eczacı Nikiforoyu huzura çağırmış, Minger vilayetinde raporda yazıldığı gibi, özel rayihalı, yağlı ve ağır ama derin ve şeker kokulu gülden çok büyük miktarlarda üretilip üretilemeyeceğini birkaç kere sorup karşısında tir tir titreyen biri Katolik diğeri Ortodoks iki eczacıdan olumlu cevap aldıktan sonra odadan çıkmıştı.
Daha sonra Bonkowski Bey'e İstanbul valiliğinden gelen bir ulak Padişah hazretlerinin Bonkowski ve Nikiforo Beylere Minger vilayetinde gül yetiştirme ve mahsulünü İstanbul'da Padişah'ın kuracağı gülsuyu fabrikasına satma imtiyazını veriyordu. Bu üretim için imtiyaz sahipleri vergi vermeyeceklerdi.
"Tahsin hadisesi" hem Vali'nin hem de Karantina Heyeti'nin pek çok üyesinin gözüne İzmir'de başarılı sonuç veren önlemlerin Minger Adası'nda niye tutmadığı sorusunun kolay bir cevabı olarak göründü (gelenekler, din, şeyhler, cahil halk!).