Sevmek mi güzeldir sizce sevilmek mi?
Puan vermedi·184 syf.··
2025 21. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2025 10:37
Sevgi neydi? Yüzyıllardır tanımı yapılsa da herkes için anlamı başka değil mi? İnsan sayısı kadar tanımı vardır belki de… “Yüce bir öğretmen,” diyor Fyodor Dostoyevski onun için, Baruch Spinoza, “Aşk/sevgi, dış bir neden tasarımının eşlik ettiği bir ürpertici uyarımdır.” Ne kadar soğuk bir tanım değil mi? “İnanç eylemi” diyor Erich Fromm, “İnancı az olanın sevgisi de azdır.” Ve sevgi olmadan insanlığın bir gün dahi var olamayacağını iddia ediyor. “İnsanı ancak sevgi ayakta tutabilir,” diyor Oscar Wilde Fromm’u onaylarcasına… Sahi, sevgi neydi? Sevli Boylum Al Yazmalım’ın müziği çalıyor kulaklarımda: youtube.com/watch?v=YxocmY8... “Ölüler için üzülme Harry, yaşayanlar için üzül. Her şeyden önce de sevgisiz yaşayanlar için...” Albus Percival Wulfric Brian Dumbledore’u bilirsiniz değil mi? Kimi zaman sevgisiz, kimi zaman sevgi sandığı şeylerle yaşıyor insan. Tahammül etmeyi sevgi sanıyor, kıskanmayı, vazgeçememeyi… En çok eziyeti yine kendisine ediyor. Oysa, “Sevmek sıradışı ya da kahramanca şeyler yapmak değil, sıradan şeyleri hassasiyetle yapmaktır.” Hassasiyet… Çağımız insanıın en çok ihtiyacı olan kelime olabilir. O kadar doluyuz ki kafamızın içindekilerle. Dökülecek yer alıyoruz. Bir çöp kutusu taşıyoruz ruhumuzda çiçeklere, böceklere yer bırakmayan. “Sevmek zaman ayırmaktır, boş zamanları doldurmak değil.” Sevme Kusurları, “Sevgi” ve “kusur” kelimeleri nasıl acımasızca bir araya gelmiş değil mi? Oysa ilk bakıldığında birbirine o kadar uzak kelimeler ki… Ama uygulamada birbirinin ruh eşi. Zaten yeterince yorucu ve yıpratıcı olan hayatta insanlar birbirlerinin tatili, özgürlüğü olmak yerine “severek” birbirlerini daha da yoruyorlar. Sevince kısıtlıyor, sevince hayatı zindan etme hakkını elimizde buluyor, sevince sevgiden soğuyor ve soğutuyoruz. Tabiri caizse: “Beceremiyoruz.”
Psikoloji
Sevme KusurlarıMüthiş Psikoloji · Destek Yayınları · 20203,282 okunma
Ayrılıklar, Ayrımlar, Farkındalıklar, Çatışmalar...
10/10
·477 syf.··
Beğendi
·
2024 113. kitabı
Sally Rooney, merakla beklediğim yeni romanı "Intermezzo" ile karşımızda... Kelime anlamı olarak "Aynı yapıt içinde geniş bölümleri birbirine bağlayan ara beste" anlamına gelen "intermezzo", tiyatro ve operada yaygın kullanılan bir terimdir. Ama okurken de anladığımız üzere "Intermezzo" burada bir satranç terimi olarak kullanılmakta ve "oyunun seyrini değiştiren beklenmeyen ara hamleler" anlamına gelmektedir. Bu tanım, gerçekten romanın ana karakterleri Peter ve Ivan'a o kadar uygun ki... İki kardeşin bazı düşüncelerini ve çok üzerinde düşünmeden aldığı kararları hafızanıza getirdiğinizde, romanın isminin tam oturduğunu göreceksiniz. Bu, çok hoş bir detaydı. İrlandalı yazar Sally Rooney, annelerinin küçükken terk ettiği ve babalarının ölümünün ardından farklı şekillerde yas tutan, hayata farklı şekillerde dönmeye çalışan ve kadınları farklı anlamlandıran iki kardeşin hayatını gözler önüne seriyor. Diğer romanlarından farkla, Sally Rooney'nin "İntermezzo"da daha farklı bir üslup oluşturduğunu görüyorum. Sally Rooney için yeni bir deney yani bu üslup! İki ana karakter olan Peter ve Ivan'ın iç dünyasında yası hissetmeleri, hayatı anlamlandırmaya çalışmaları ve hayatındaki kadınlara karşı hissettiklerinin üslupla iç içe geçmesi, farklı bir okuma lezzeti ortaya çıkarıyor. Bu iç dünyalarla kolaylıkla empati kurabiliyoruz. Üslubun karakterlerin iç dünyasıyla iç içe geçmesi, gerçekten çok ama çok hoşuma gitti. Ve romanın sonu... Son yıllarda okuduğum romanlar içinde en güzel kitap sonlarından biri olabilir. Tatlı ve çok duygusaldı. Kahramanlarımızın hayatında olan Sylvia, Margeret ve Naomi adlı üç kadına da ayrı bir parantez açmak gerek... "Intermezzo"ya satranç alanında karşı hamle demiştim ya, Koubek kardeşleri satranç taşı olarak düşünürsek karşı hamleler Sylvia, Margaret
Edebiyat
İntermezzoSally Rooney · Can Yayınları · 20244,419 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
7/10
·248 syf.·
2024 112. kitabı
Kitap adından da anlaşılacağı gibi Psikomitoloji (mitolojiyle psikolojinin, hep aynı materyali, farklı yorumlamalarla ele aldığı savından yola çıkar: Bir çatı kavram olarak, bireysel ve -masal, mit, destan gibi- kolektif metaforik öykülerin, psikodinamik kuram ve yöntemlerle okunması bilimidir: Mitlerde dış dünyanın nesnelerine ve olaylarına yansıtılan, insan zihninin gelişim ve eyleşim öyküsünü, gerisin geriye, içsel dünyaya doğru takip etmek, modern psikolojiyle buluşmaktır.)* çatısı altında farklı kişilere ait metinlerden oluşuyor. Kitap yörüngesini haliyle Yunan Mitolojisi ’ne kırıyor ama yer yer diğer mitlerle olan benzerliklerden de bahsediyor(özellikle uyku ve ölüm üzerine). Yazılar mitler üzerinden ilerlerken bu mitlerin edebiyat ve sinemaya uzanan örnekleriyle de bir çeşitlendirme yapabiliyor ki bu kitabın güçlü yanlarından birisi. Ama yazılar ilerledikçe konular bağlamdan yavaş yavaş kopmaya başlıyor. Ercan Kesal’ın sinema üzerine anlatıları ve sinemacılarla olan anılarını dinlemek, Lacan üzerine okuma yapmak, alanında oldukça yetkin olan İskender Savaşır(kitapta en keyif aldığım kısım olabilir)’ın yazısı ve mini biyografisini okumak kesinlikle sıkıcı değil ama kitabı okuma motivasyonumla da ilgili değil bunlar. Kitabın bana göre bir diğer handikabı da Oedipus Kompleksi’ni bir çember haline getirip etrafında zikzak çizen yazılar (kitabın bir yerinde de bahsedildiği gibi “Oedipus bir destandır ama psikanalizin miti olmuştur” önemli bir konu ve bununla bir sorunum yok) yerine editoryal bir düzenlemeyle bu konuyu daha geniş tek yazıda görseydik ve diğer yazarların farklı içerikleri ele aldıkları yazılarıyla kitap daha çeşitlenmiş bir hale gelebilseydi. Joseph Campbell okumaktan büyük keyif alan birisi olarak kitap bende büyük bir heyecan uyandırdı. Kitabın
PsikomitolojiKolektif · Minotor Kitap · 2024192 okunma