korkunç bir şeydi bu: ne tam diri ne tam ölü olduğunu hissetmek. bir canlı cenazeydim artık. ne beni diriler dünyasına bağlayan bir şey vardı ne de ölümdeki unutmadan, huzurdan yararlandığım.
ben yalnız sabaha çıkıp çıkamayacağımı bilmek istiyordum. ölümün karşısında mezhebin, imanın, itikadın ne kadar gevşek ve çocukça olduğunu hissediyordum.
diğerlerinin hayatı ve mutluluğu bende sadece nefret uyandırıyordu. çünkü biliyordum, benim hayatım yavaş yavaş ve acılı, susmuş, sona ermiştir. o halde niçin o sağlıklı, iyi yiyen, iyi uyuyan, iyi çiftleşen ve benim dertlerimin zerresini hiçbir zaman duymayan ve yüzlerine her dakika ölümün kanatları değmeyen o ahmakların, o ayaktakımının hayatlarını düşüneyim?