Söz, akşamüstleri insanı ısıran tatarcıktan başka bir şey değildir. Sözler insana, tatarcıklar gibi eziyet eder, mezarına değin kovalarlar onu. Ama mezardan öteye de gidemezler... Şimdi, sözlerin insanı artık ısırmayacağı yeri geçtim, hava duru, söylenecek bir söz yok, kendi derimin içinde yapayalnızım; kendi derimin içinde, yani olanca mülkümün sınırları arasında...
Dünyanın nasıl işlediğini ne kadar derinden fark edersek, elimizi kolumuzu bağlayan bir öfke, hınç, bunalım, utanç ve acizlik sarmalına kapılmamız o kadar kolaydır. Sosyal medyanın bu kadar bağımlılık yaratmasının nedenlerinden biri de kuşkusuz budur: kitlelerin yeni afyonu. Ağrıyı giderir.
Uzun zamandan beri okumak istediğim ancak zamanı değil diye ertelediğini bir kitaptı. Ki iyiki ertelemişim. Çünkü kitabın rahat okunabilmesi için kesinlikle bir alışkanlık olması gerektiğini düşünüyorum.
Kitabın karakterinin adının asla belirtilmediği sadece C. olduğunu düşündüğümüz romanda; zaten arka kapakta da dendiği gibi kentli aylak aydın bir birey ele alınıyor.
Açıkçası zamanına göre öncü bir roman olduğunu bildiğimden bir şey söylemek istemiyorum.
Karakterin tespitlerini beğendim. Ancak kitap benim için bir öyküleri ya da Anayurt Oteli kadar etkileyici değildi. Yine de Atılgan'lar, Atay'lar olmasaydı edebiyatımız ilerleyemezdi.
Not: Kitabın gerçekten en can alıcı kısmı sonuna doğruydu aslında.