Bir kimseleri gördüğümüz zaman çok kere kendi kendimize sorarız: "Acaba bunlar neden yaşıyorlar? Yaşamakta ne buluyorlar? Hangi mantık, hangi hikmet bunların yeryüzünde dolaşıp nefes almalarını emrediyor?" Fakat bunu düşünürken yalnız o adamların dışlarına bakarız; onların da birer kafaları, bunun içinde, isteseler de istemeseler de işlemeye mahkum birer dimağları bulunduğunu, bunun neticesi olarak kendilerine göre iç alemleri olacağını hiç aklımıza getirmeyiz.
Kasımın başında diş hastanesine gittim. Sıramı beklerken Eğer Kötü Olsaydık kitabını okuyordum. Diş hekimlerinden birisi kitabımı gördü ve konusunu sordu. Ona kısaca anlattım ve alıp okuyacağını söyledi. Bugün yine diş hastanesine gittim aynı hekim ile karşılaştık. Görür görmez yanıma koştu pıtı pıtı. Önerdiğin kitabı, dedi. Çok beğendim. Bir haftada bitirdim. İlk defa birisi önerdiğim bir kitabı bitirmiş, böyle heyecan dolmuştu. Üstelik bu adını bile bilmediğim kırklarında bir hekimdi. Randevumdan sonra bir saat kadar kitap hakkında konuştuk. Meğer hayatında hiç Shakespeare okumamış, benim gibi. Repkliklerden, diyor, çok etkilendim ve hemen birkaç Shakespeare eseri sipariş verdim. Önce Othello sonra da Kral Lear okuyacakmış. Bir kitap önerisi daha istedi benden. Ona Leziz Kadavralar kitabını önerdim. Kısaca anlattım ve beni hemen susturdu. Gerisini kendisi öğrenmek istiyordu. Biz vedalaşırken bana adını verdi ve sonra ki randevumda mutlaka onunla görüşmemi söyledi. Bana harika bir kitap zevkimin olduğunu da söyledi, ilk defa birisi böyle dedi. İlk defa kitapları tartışabileceğim bir arkadaşım oldu. Benden iki kat hayat tecrübesi olması ya da onun bir hekim benimse bir öğrenci olmam önemli değildi. Onun da dediği gibi; biz kitap arkadaşlarıydık. Bunu hoş olmayan yerlere çekmenizi istemiyorum, siz de onu görseydiniz onunla konuşsaydınız benim gibi bilgi birikimine hayran olurdunuz. Saygısından söz etmiyorum bile. O sanki Dorian'ın güzellikten ve kibirden yoksun hali gibiydi.