Zamansız Bir Dertleşme: Bir Kahve İçme Ne Olur Gelsen
10/10
·122 syf.··
2026 60. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 23:27
Bazı kitaplar vardır, sadece okunup rafa kaldırılmak için değil; gecenin en sessiz anında, elinizde bir fincan kahveyle baş başa kalıp ruhunuzu dinlendirmek için yazılmıştır. Arife Öztaş’ın "Bir Kahve İçme Ne Olur Gelsen" kitabı tam olarak böyle bir eser. Şiirlerin satır aralarında gezinirken kendimi yabancı bir yazarın dizelerinde değil, çok eski, çok tanıdık bir dostun dertleşmesinde buldum. Yazarın kalemi öyle içten, öyle samimi ki; hani o çok özlediğiniz, karşılıklı birer kahve içip içini dökmek istediğiniz dostlar olur ya, her bir mısra tam olarak o boşluğu dolduruyor. Yapmacıklıktan uzak, tamamen yürekten süzülüp gelen bu şiirler, insanın ruhuna çok ince bir sızıyla ama bir o kadar da şefkatle dokunuyor. Günlük hayatın koşturmacası ve gürültüsü içinde, kendi iç sesimi duymamı sağlayan, derin bir nefes gibi geldi bana bu kitap. Eğer siz de şiirde o yapay imgeleri değil de saf, duru ve insanı hemen sarıp sarmalayan duyguları arıyorsanız, bu samimi davete mutlaka kulak verin derim. Kalbime dokunan, bende iz bırakan çok güzel bir okuma deneyimi oldu. Yazarın yüreğine, kalemine sağlık.
Bir Kahve İçimi Ne Olur GelsenArife Öztaş · Tilki Kitap · 202225 okunma
7/10
·132 syf.··
2026 59. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 00:00
Genel olarak kötü bir kitap kesinlikle değil. Şairin dili oldukça naif, mısralar arasındaki kelime seçimleri de gayet başarılı. Özellikle geleneksel imgeleri sevenlerin hoşuna gidebilecek bir tarzı var. Ama dürüst olmak gerekirse beni çok derinden sarsan, hani o "bambaşka bir yere götürdü" diyebileceğim türden bir etki de yaratmadı. Bazı yerlerde şiirlerin temposu biraz düşüyor, bazı temalar ise birbirini tekrar ediyormuş hissi veriyor. Yine de modern dünyanın koşturmacasından yorulup akşama sakin bir kafa koymak, birkaç mısra arasında soluklanmak için okunabilir. Şiir okumayı sevenlerin şans vermesi gereken, kendi halinde, temiz bir eser. #hüznünlalesidirdünya #nurullahgenç #şiir #kitapincelemesi #1000kitap
Şiir
Hüznün Lalesidir DünyaNurullah Genç · Timaş Yayınları · 20161,065 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Kelimelerin Kuyusunda Kendi Sessizliğini Emziren Mağrur Gölge...
9/10
·116 syf.··
2026 217. kitabı
Hasan Ali Toptaş’ın Yalnızlıklar isimli o şiirle nesrin, rüya ile gerçeğin tam arafında duran kadim eseri; kelimelerin sesinden ziyade susuşlarına ayarlanmış, harf harf örülmüş bir dünya ağrısıdır. Kitap, alışıldık anlamda düz bir hikâye anlatmaz; o, insanın bu yeryüzündeki o en çıplak, en korunmasız ve en ebedi hali olan "yalnızlığın" binbir odalı sarayında yapılan hüzünlü, felsefi ve mistik bir yürüyüşün resmidir. ​Toptaş, Türkçenin o en büyüleyici, en masalsı ve en dumanlı kalemiyle bizi dilin ve varoluşun o tekinsiz sınırlarına davet eder. Yalnızlıklar’da zaman ve mekân, bildiğimiz katı gerçekliğini kaybeder. Sayfalardan içeri sızan şey; taşra istasyonlarında unutulmuş eski bavullar, gece yarısı camlara vuran yağmur damlaları, hiç gelmeyecek trenleri bekleyen hüzünlü gölgeler ve insanın kendi içine doğru yaptığı o bitmek bilmeyen uzun, dolambaçlı yolculuklardır. Buradaki yalnızlık, bir kimsesizlik ya da çaresizlik durumu değildir; aksine, insanı her türlü sahtelikten arındıran, onu kendi asıl cevheriyle baş başa bıraklı asil ve mağrur bir makamdır. ​Romanın —ya da bu metinler toplamının— asıl manası ve o içe işleyen bol hüznü, "kelimelerin yetersizliği" fikrinde gizlidir. Toptaş, öyle cümleler kurar ki, okurken sanki bir aynaya değil de derin bir kuyuya bakıyormuşsunuz hissine kapılırsınız. İnsanlar birbirine dokunur, yan yana yürür, konuşur; fakat her cümlenin sonu yine o aşılmaz yalnızlık duvarına çarpar. Yazar, yalnızlığı sadece insana ait bir sızı olarak da görmez; eşyanın, odaların, eski mektupların, sararmış fotoğrafların ve hatta kelimelerin bile kendi içinde sakladığı o ebedi sonbaharı, o büyük terk edilmişlik kederini mısra mısra işler. ​Hasan Ali Toptaş’ın üslubu, edebiyatımızın o en rafine, adeta kuyumcu titizliğiyle işlenmiş duru ve şiirsel dilidir. O,
Duygu ve Düşünce
YalnızlıklarHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 20164,460 okunma
10/10
·80 syf.··
2026 143. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 00:00
"SEVGİLİ MAYAKOVSKİ" "Yaşamak saldırıya uğramaktır, demişti başka bir şair. Hüznün en koyusunu koltuğunun altına alıp gelirken hayat; gidip intiharın soğuk duvarları arasına saklandın ya, aşk olsun!" Herkes bir şeyler söylüyor ama kimse kimseyi duymuyor. Dünya gürültüyle kaplıyken, en çok susanlar acıyor insana. İnsan kalabilmek var. Ve bence kitap boyunca en çok bunun üzerine duruyor yazar. Şu dünyada, tüm bu kaosta, bombaların, yalanların, açlığın, savaşın ortasında hâlâ merhametini, hüznünü, vicdanını kaybetmemek… İnsan kalabilmek. Tanıdık isimler geçiyor satır aralarında. Haraza çocuğu, Gülistan Sarayı, Park-ı Lale, Rey, Tecriş… Her biri bir hikâye, her biri bir yara. Ama en çok o cümleler var ki, tekrar tekrar okudum yutkunarak. Çünkü metin sadece duygu değil, eleştiri de taşıyor. Sosyal, kültürel, ekonomik, politik… Hepsine aynı anda dokunuyor. “Petrol ve dolar yükseldikçe aç kalan insanlar için mi savaşıyor ülkeler?” diye soruyor mesela. Cevap vermek zor. O yüzden sessiz kalıp düşünüyoruz. Okurken farkında olmadan bir terazi kuruyoruz zihnimizde. Bu dünyada kim daha rahat yaşıyor? İyiler mi, kötüler mi? Toplum değiştikçe, ölçütler de değişiyor. “Eskiden azar azar ölüyorduk, şimdi ölmek bir yaşam biçimi oldu” cümlesi tam da bu değişimin özeti sanki. Belki de mektupların en kıymetli yanı bu: Toplumsal değişimi, bir insanın iç sesiyle, samimiyetle aktarması. Ne kadar resmî olursa olsun dünya, bir mektupta her şey kişisel, her şey gerçek. Kitabın en güçlü yanı, yazarın duygusunu saklamaması. Kızgın, üzgün, umutlu ve umutsuz aynı anda. Hiçbir şeyi “nesnel” diye anlatma derdi yok. Tam tersine, öznel olmak en büyük erdemi. Bu yüzden yazarlar, şairler, siyasetçiler de nasibini alıyor eleştiriden. Ama bu kin değil, hayal kırıklığı. Birinin “Bu diyar merhametli
Edebiyat
Sevgili MayakovskiZeki Bulduk · Dekalog Yayınları · 202627 okunma
9/10
·472 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
Ben geldiiiiim Kurgusunu ve hikâyesini aşırı sevdiğim bir kitapla geldim. Ahh, onları okumaya gerçekten doyamadım ben… Ben onların ilişkisine “uyum içindeki uyumsuzluk” diyorum. Çünkü aralarında çok tatlı bir uyum var ama bir yandan da birbirlerini mahvedecek kadar güçlü bir uyumsuzluk taşıyorlar… Mısra ve Cesur… Mısra, Bilgisayar Mühendisliği okuyan genç bir kız. Son stajı için bir şirkete başvuruyor ve en yakın arkadaşıyla birlikte kabul ediliyor. Şirkete giderlerken arkadaşı sürekli Cesur Baybars’ın ne kadar yakışıklı olduğundan bahsediyor ve onu görme ihtimali üzerine konuşuyorlar. Mısra ise bunun imkânsız olduğunu düşünüyor… Ama kader çoktan onların yolunu kesmiş bile Mısra arkadaşını beklerken etrafta dolaşmaya başlıyor ve aslında duymaması gereken bazı şeyler duyuyor. Bunu haber vermek için şirkete gidiyor ama kimse onu ciddiye almıyor… Ta ki Cesur Baybars’ın başına gelen o olaya kadar. Ve Cesur onu gördüğü anda… Çapkınlığıyla bilinen adam resmen körkütük tutuluyor Ama kader onların yanında durmuyor tabii… Mısra geçirdiği bir kazayla ölümle burun buruna geliyor. Üstelik Cesur’un yüzünü hiç görmüyor; sadece sesini duyuyor ve elini bırakmamasını istiyor… Sonrasında yaşananlar beni gerçekten duygudan duyguya sürükledi. Kahkaha attığım yerler de oldu, kalbimin kırıldığı yerler de… Hatta ağladığım sahneler bile vardı Belki benim duygusallığımdandır bilmiyorum ama ben bu kitaptan inanılmaz keyif aldım. Umarım siz de okurken benim kadar seversiniz Şimdiden keyifli okumalar
Son Nefese Kadarİlknur Yaylımateş · Parana Yayınları · 202644 okunma
Puan vermedi·472 syf.··
2026 81. kitabı
#fundaokuyupyorumluyor "Bazı insanlar acılarını sessizce taşır. Bazıları ise acının içinden sevmeyi öğrenir." @paranayayinlari ndan çıkan @ilknur_yaylimates in kaleme aldığı #sonnefesekadar adlı eseri yalnızca bir aşk romanı değil; aşkın, kaybetme korkusunun, geçmişin yaralarının ve vazgeçememenin iç içe geçtiği duygusal bir yolculuk. Mısra, Baybars Holding'deki staj görüşmesine giderken kendini bir anda büyük bir kaosun ortasında bulur. Patlayan bomba, Mısra ve Cesur Baybars'ın yollarını beklenmedik bir şekilde kesiştirir. Mısra, cesareti, inatçılığı ve güçlü duruşuyla dikkat çeken bir karakter. Kendini korumayı bilen ama aynı zamanda duygusal yönlerini saklamakta zorlanan bir kadın. Cesur ise dışarıdan sert ve güçlü görünmesine rağmen geçmişte yaşadığı kayıpların izlerini taşıyan, sevmeyi bilen fakat sevdiğini kaybetme korkusuyla zaman zaman yanlış kararlar veren bir adam. Bu yüzden ilişkileri sadece aşkla değil, kıskançlıkla, güvensizlikle, yanlış anlaşılmalarla ve aile sırlarıyla da sınanıyor. Roman boyunca aşkın yanında intikam, nefret, sadakat, aile bağları ve geçmişle yüzleşme temaları da ön plana çıkıyor. Özellikle karakterlerin yaşadığı duygusal kırılmalar ve yaptıkları hatalar hikâyeyi daha gerçekçi kılmış. Bazı bölümlerde karakterlere kızdım, bazı bölümlerde onların acılarını içimde hissettim. Yazarın, okuyucuyu duygular arasında sürekli gidip gelen bir yolculuğa çıkarması kitabın en güçlü yanlarından biriydi. Ana karakterlerin yanı sıra yan karakterlerin de hikâyeye önemli katkılar sağlaması romanı daha canlı hale getirmiş. Kimi zaman gerilim yükselirken kimi zaman duygusal sahneler ön plana çıkıyor, bazen de karakterler arasındaki diyaloglar hikâyeye sıcaklık katıyor. Bu yönüyle kitap, sadece bir aşk hikâyesi değil; aynı zamanda insanların
Son Nefese Kadarİlknur Yaylımateş · Parana Yayınları · 202644 okunma