Döneceksin Biliyorum, Delal Bir kapı kapandı, evet, rüzgarı kaldı odada, Adımların uzaklaştı ama ayak izlerin hala burada. Gidişin bir vedadan çok, uzun bir mola gibi, Yarım kalan bir şarkı, dudağımda asılı duran mısra gibi. Delal; Gözlerin arkada kaldı, gördüm giderken, İçindeki o gizli pusulayı koparamadın benden. Şimdi yollar seni yoracak, yabancı eller üşütecek, Biliyorum, o tanıdık sıcaklık seni yine bana getirecek. Delal; Sana "kal" demedim, çünkü gitmen gerekiyordu, İnsan bazen kaybolmadan yönünü bulamıyordu. Ama içimde öyle mağrur, öyle emin bir his var: Bu ayrılık, kavuşmaya giden en uzun yol kadar. Bekliyorum seni Delal… İçimde ne bir öfke, ne de geç kalan bir telaş, Sadece yokluğun vuruyor kıyılarıma, gözlerimde biriken yaş. Şimdi her sokak lambası seni fısıldar, her rüzgarda kokun gizli, Zaman bile silemez içime kazıdığın o derin, o silinmez izi. Sen orada yabancı kollarda üşürken, ben burada eksileceğim, Ama her gece sabaha döner gibi, seni yine aynı aşkla bekleyeceğim. Yüreğindeki o son yangın seni bittiğin yerden yakıp kavurduğunda, Bavulunda ağır bir özlem, gözlerinde darmadağın bir pişmanlıkla... Döneceksin, en çok ait olduğun o limana. Delal; İşte o gün, ayak bastığın her yer çiçeklenecek,
Aşk
Hani sana söylerdim , bir mısra vardı: "Ben ta senin yanında dahi hasretim sana" Nazım Hikmet
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bitti o şiir. Başka mısra gerekmez. Cahit Zarifoğlu
Edebiyat
Cihan padisahı Yavuz Sultan Selim, Şam yakınına otagını kurdurarak burada üç ay kadar kalmıs. Bir Türkmen kızı da, zaman zaman padisahın çadırına gelerek, otagın temizlik islerini yapar, hünkâr çadırını tertibe ve düzene sokarak sıradan gündelik islerle mesgul olurmus… Yine bir sabah temizlik için geldiginde, Sultan Selimi görmüs. Türkmen güzelinin gönlü sultana, su gibi anîden akıvermis gönlünü kaptırmıs ona.- Hani kalbin, her an bir halden baska bir hale geçmek, gibi anlamları da vardır ya- Zamanla kalbinin içini, ince bir sızı sarmıs genç kızın ve baslamıs kalbi için için göynümeye. Bir gün, gözü, hünkâr çadırının diregine ilismis. Diregin üst kısmına askın gücü ona, söyle bir satır yazma cesareti vermis: “Seven insan neylesin” Yavuz Sultan Selim, otagına yatmaya gelince, birden direkteki yazıyı fark etmis,” Bu da ne ola ki” diyerek uzun bir muhakemeden sonra, bir vehim ve bin endise derken… Almıs eline kalemi söyle bir satır da o düsmüs aynı direkteki dizenin altına. “Hemen derdin söylesin” Türkmen kızı, ertesi gün gelip baktıgında otagın diregine, sevincinden aglamıs, o küçücük kalbi heyecandan gögsüne sıgmaz olmus, yer de onun olmus âdeta gök de… Fakat koskoca cihan sultanına ilân-ı askta bulunmanın, atesle oynamak, ates girdabına bilerek atlamak gibi ölümcül bir tehlikesi de varmıs. “Varsın olsun bu ask, buna deger diye düsünmüs.” Aldıgı mesajı heyecanla hemen cevaplandırmaktan kendini alamamıs ama yine de içinde bir korku kurdu varmıs ki genç güzelin, yüregini her gün dis dis, burgu burgu kemiren… Askın gücü, zoru ve korkuyu nefes nefes yasayan o gencecik yüregin imdadına yetismis derhâl. Bir satır daha yazmıs aynı direge “Ya korkarsa neylesin” Yavuz sultan selim, aksam, çadıra döndügünde, not düstügü direkteki satır gelmis aklına. Bakmıs ve okumus ki
Şiir
“Yapay Zekâ Çıktı, Kitap Öldü” Diyor Allah’ın Belaları
Şimdi ona melek ya da şeytan diye bakanların çoğu yapay zekânın yakın zamanda kat ettireceği medeniyet mesafesini anlayamıyormuş ama yakında onlar da anlayacakmış. O değil de, “Yapay zeka var, artık kitap dolaşımdan çıkacak” diyor Allah’ın cezaları. Tüfek icat olduğunda mertlik ölmüştü. O gün bugündür namertlik hükümferma ama bundan ne katillerin ne maktullerin ne müebbetlerin ne işkencecilerin ne de kürek mahkumlarının şikâyeti var. Namertlik öyle tabana yayıldı ki insan öldürme aparatı üretenler dünyanın her yerinde başa tac ediliyor. Haksızlık, hukuksuzluk yani zulüm, hemen her kumaştan her cinsten kendine dilediği elbiseyi dikiyor. Kalleşlikten, namertlikten son şikayetçi olan adam Köroğlu’ydu. Onun da üzerinden şu kadar yüzyıl geçti. Şimdi insanlar, örgütler, devletler, toplumlar göğüslerini döve döve sahip oldukları, olacakları, olmak ya da olmamak istedikleri savaş uçakları, radar sistemleri, füze ve nükleer silahlarla övünüyorlar. Cahiliye, sanayi, teknoloji, bilgi, bilişim, bilim, iletişim çağlarının üzerine ilerleme durdurulamıyor. Hâliyle insanın azgınlığına da fren bulunamıyor. İnsan ölümsüzlük arayışını sürdürürken dünyayı altüst etmeye devam ediyor. Biz daha “adamlar yapmış,” “şeytan bunun neresinde,” “tarihin terakkinin niye gerisinde kaldık” diye iki sülüs besmele, birkaç amme cüzü, üç beş divan şiiri için matbaayı geciktiren ecdadımız ile şah ve padişahlarımıza sitem ederken şu geldiğimiz yere bakın. Perdahsız kerpiç damlardan kaloriferli apartman dairesine taşınmanın ve henüz matbaada bir iki kitap tab etmenin sevincindeyken hangi akılla, ne ara, nasıl geldiysek yapay zekâ algoritmalarının hüküm sürdüğü şu saçma sapan günlere geldik. Söz bitmiş, anlam çökmüş, hikmet ölmüş, hayret uçmuş, cümle dağa kalkmış, düşüncenin cazibesi kalmamış, fikir
Makale|Yazı
... Bir duruşu olmalı insanın, Bir bakışı, bir anlayışı, Bir aşkı, bir davası olmalı. Gökyüzüne bakmayanların kalbi daha çok kirlenir. Ve insan en çok göğe vurgun. Sonra zifiriliğe, şiire ve hep Allah’a…. Uçmayı öğrenmeden, göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz. Ah şu yalnızlık kemik gibi ne yana dönsem batar. Çünkü kırıldım, avuç uçlarıma kadar… Şu küçücük kalpte nice hakkın yüklü… Beni kabullen, kendini yanına al, gidelim… Çıktığım her yerin kapısını sert kapatmamla tanınırken, Senin kapın çarpmasın diye arasına elimi koydum… Şimdi yoksun üstelik uzaktasın…. Ellerin yapayalnız biliyorum. Gözlerin dalıyor yine. Hep benim için olmalı…. Yine de biri çıksa, nasılsın dese alışkanlıkla iyiyim diyeceğim. Neyse… Bitti o şiir! Başka mısra gerekmez. Cahit Zarifoğlu
Şiir